Hasan Sever’in “Su Duydum” adlı eseri, gerçekten de derinliği olan, insanı içsel bir yolculuğa çıkaran çok katmanlı bir roman. Ferdi ve Feride’nin 18 yıl sonra Zürih’te kesişen yolları üzerinden; sürgünlük, geçmişle hesaplaşma ve “90 Kuşağı”nın melankolisi üzerine harika bir metin.
Feride, daha çok içe kapanan, kendi halinde bir ailede büyümüş, olan biteni içinde taşıyan biri. Yaşadıklarını kelimelere dökemese bile sessizliğiyle her şeyi anlatıyor. Onun suskunluğu aslında ülkenin suskunluğunu temsil ediyor.
Hasan Sever’in “Çocukluğun Gölgesi” üçlemesinin ilk iki kitabını 2025’de okudum. Unutmadan buraya yazayım istedim. Kitaplar birbirlerinin devamı oldukları için tek bir roman olarak bahsetsem doğru olur herhalde.
Herkese merhabalar bugün sizlere Hasan Sever’in kaleminden çıkan Su Duydum kitabıyla geldim. Kitabımız bir karşılaşma romanı gibi başlasa da, ilerledikçe okuru uzun ve yorucu bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yol; yalnızca Zürih sokaklarında atılan birkaç adımdan ibaret değil. Daha çok, geride bırakılan yılların, ertelenmiş duyguların, yarım kalmış bir aşkın ve sürgünlüğün insan ruhunda açtığı derin yaraların içinden geçiyor.
Mavi’mize…
Mavi’nin yazımı bitince anlamadım ama son okumayı yaptığımda idrak ettim ki yolculuk bitti. Hikaye bitmiş, benden çıkmıştı. Yazanlar bilir, boşalan bir masanın kederi çoğunlukla katlanılmazdır. Öyle oldu.
Bu kitap bir roman değil; bir halkın çığlığı, bir çocukluğun gölgesi, bir yüreğin sessiz destanıdır.
2 Mart 2025 Pazar günü, İsviçre’nin Zürih kentinde, Ahmet’in (Pektaş) kolaylaştırıcılığında Mozaik Kütüphane’nin lokalinde “Çocukluğun Gölgesi” söyleşisi düzenlenmiştir. Söyleşi daha önce sosyal medya hesaplarımda peyderpey yayınlanmıştı. Burada o bölümleri bir araya getirip söyleşiyi tek parça olarak yayınlıyoruz. Söyleşinin tümünü dinlemeye zamanı olmayanlar için birkaç bölümün yazılı çözümlemesini ayrıca ilginize sunuyoruz.
İyi okumalar, iyi dinlemeler.
ODTÜ Ekonomi Topluluğunun başkanlığına seçildiğim 1993 yılında, topluluğu tanıtmak ve biraz da yapılacak işlere dair öneri ve tavsiyeler almak üzere sık sık hocaların katına çıkardım. O ziyaretlerin birinde güzel Hocam Fikret Şenses ile uzunca sayılacak bir sohbetim olmuştu. Bu hatıram hep canlıdır zihnimde. Yine hatıramda tazeliğini koruyan bir görüntü de bölümün genç ve “havalı” hocalarından Eyüp Özveren Hoca ile ayaküstü görüşmem olmuştu. Tam olarak ne konuştuk hatırlamıyorum ama hafızam beni yanıltmıyorsa “Tepeden değil tabandan örgütlenin” minvalinde bir şeyler söylemişti. Bu benim gibi keskin bir “Leninist“e edilecek söz değildi ama sesimi çıkarmamıştım. 😉
Sevgili Hasan Sever “Çocukluğun Gölgesi” romanında bir destancıyı, bir dengbeji anlatırken kendi de o destancılardan biri olmuş.
Kimseye “yağniş hisap” yapmadı…
