Bazen bir kitap sadece okunmaz… hissedilir.
Su Duydum, Hasan Sever’in insan ruhunun derinliklerine dokunan, sessiz ama güçlü anlatımıyla içe doğru bir yolculuk sunuyor.
Sevgili Hasan,
Harika eserinin üçüncü cildi olan MAVİ’yi de büyük bir keyifle okudum. Sona yaklaştıkça kitabın bitmesinden korktuğum için her gün sadece birkaç sayfa okuyabildim; tıpkı kıtlıkta elindeki azıcık ekmeği idareli tüketen biri gibi… Bitirdiğimde ise içimi koca bir hüzün kapladı. Neyse ki yeni eserlerinin geleceği beklentisi bu hüznü sevince çeviriyor.
Bozkırın rüzgârı yüzünüze çarpıyor, keven kokusu burnunuza doluyor ve daha ilk sayfalarda kendinizi taşın üstünde oturan Hasan’ın yanında buluyorsunuz…
Jules Verne’in ‘Seksen Günde Devriâlem’ romanını okuduğumda ortaokul öğrencisiydim. Kitap, ismiyle bir şekilde bende yer etti ama zihnimde ne karakterleri ne de detayları kaldı. İlkokul öğretmenimin, ‘Okuyun; kitap bugün olmasa bile bir gün mutlaka gelir, sizi bulur,’ öğüdü, aradan geçen yaklaşık kırk yıldan sonra 7 Şubat 2026 Cumartesi günü beni buldu.
Hasan Sever’in “Su Duydum” adlı eseri, gerçekten de derinliği olan, insanı içsel bir yolculuğa çıkaran çok katmanlı bir roman. Ferdi ve Feride’nin 18 yıl sonra Zürih’te kesişen yolları üzerinden; sürgünlük, geçmişle hesaplaşma ve “90 Kuşağı”nın melankolisi üzerine harika bir metin.
Feride, daha çok içe kapanan, kendi halinde bir ailede büyümüş, olan biteni içinde taşıyan biri. Yaşadıklarını kelimelere dökemese bile sessizliğiyle her şeyi anlatıyor. Onun suskunluğu aslında ülkenin suskunluğunu temsil ediyor.
Hasan Sever’in “Çocukluğun Gölgesi” üçlemesinin ilk iki kitabını 2025’de okudum. Unutmadan buraya yazayım istedim. Kitaplar birbirlerinin devamı oldukları için tek bir roman olarak bahsetsem doğru olur herhalde.
Herkese merhabalar bugün sizlere Hasan Sever’in kaleminden çıkan Su Duydum kitabıyla geldim. Kitabımız bir karşılaşma romanı gibi başlasa da, ilerledikçe okuru uzun ve yorucu bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yol; yalnızca Zürih sokaklarında atılan birkaç adımdan ibaret değil. Daha çok, geride bırakılan yılların, ertelenmiş duyguların, yarım kalmış bir aşkın ve sürgünlüğün insan ruhunda açtığı derin yaraların içinden geçiyor.
Mavi’mize…
Mavi’nin yazımı bitince anlamadım ama son okumayı yaptığımda idrak ettim ki yolculuk bitti. Hikaye bitmiş, benden çıkmıştı. Yazanlar bilir, boşalan bir masanın kederi çoğunlukla katlanılmazdır. Öyle oldu.
