# Özgürlük

- Bağlantı: https://hasansever.org/2022/09/02/ozgurluk/
- Yayımlanma: 2022-09-02T07:00:50+02:00
- Yazar: hasever

Çok meşhursunuz. Değil kelimelerinizin, harflerinizin bile okuru, takipçisi var.
Söyledikleriniz veya yazdıklarınız anında milyonlarca kişiye ulaşıyor. Ve bu milyonlar
bir sonraki “beyanatınıza” kadar son söylediklerinizi tartışıyor. Kısacası, bir 
çeşit düşün iaşesi dağıtıyorsunuz ve buna muhtaç bir sürü insan var. Özgür müsünüz?

Yazmayı, hep, yemek yapmaya benzetirim. Tadı, lezzeti, sunumu, içeriği, sıcağı, 
soğuğu vs. Benzemiyor mu? Bir gazeteyi düşünün ve onun bir köşe yazarını: Günlük
yazı yazıyor. Yazdıkları, gazetenin okunurluğuna paralel, insanlara ulaşıyor. Her
istediğini yazabilir mi? 

Yemek fabrikası. Yemek yapıp dağıtıyor. Müşteri kitlesi homojen değil ve üstelik
kaypak: Tatlı seven var, sevmeyen var. Tuzlu yiyebilen var yiyemeyen var. Alerjisi
olan var olmayan var. Acıdan hoşlanan var basurdan muzdarip olan var. Peki, yemek
fabrikası nasıl bir yemek yapacak? Hangi damak tadına ve hangi şahsı ortalama kabul
ederek? Her istediği yemeği yapabilir mi?

Köşe yazarının okur kitlesinin içinde sağ var sol var; o da yetmedi, muhafazakar
var, daha az muhafazakar var. Çevreci, hayvan hakları savunucusu, liberal, devletçi,
muhalif, iktidar yanlısı, esnaf, memur, işçi ve hatta öğrenci… Şimdi düşünelim bakalım,
bu zavallı, neyi kim için yazacak? Her istediğini yazabilir mi? 

Bir kır lokantası düşününün; yüz müşterisi olsun. Bir mahalle kebapçısı düşünün,
yine yüz müşterisi olsun. Ortalaması elli olan, bir çay bahçesini veya çay ocağını
düşünün. Bu küçüklük bile bir “ortalamaya” mahkum değil midir? Peki, bu “ortalama”
dan kurtuluş yok mudur?

Vardır. 

Anılarımızı süsleyen “yer”lerin veya yazarların hepsi kendine mahsus kişiliklerdir.
Şöyle deriz örneğin “adam sırf menemen yapıyordu ve müşterisi sıradaydı” ya da “
kuru fasulyeden başka menü yoktu ve boş masa bulmak hep sorundu” Ya da yazarı düşünün“
küçük hayatları, süssüz hikayeleri ve mucizeye uzak hayatları yazardı ve hep standart
üstüydü”

Bütün bunları niçin yazdım biliyor musunuz? Hillary Clinton’dan nefret ettiğimi 
yazmak için. Bu rahatlığı, yani nefret ve sevgi ilanını hiçbir şeyle değişmeyeceğimi
söylemek için. Satılık ruhlar pazarına meta olmayacağımı söylemek için. Ve hep yaptığım
gibi, kendimi bağlamak için…

Peki Hillary’ye nereden geldim? Gazete haberinden… Körfez ülkeleri ABD’den 123 milyar
dolarlık silah alacaklarmış. İsviçre gazeteleri bu haberi “tarihin en başarılı silah
tüccarı” başlığıyla verdi. Bu başlığı ben atsaydım “müzmin bir Marksist” derlerdi;
kendileri atınca  övgü oluyor. Can Yücel diyor ya:

    ```
    elimde bir tebeşirle gezerim sokakları 
    "dikkat köpek var!" yazısını gördüğüm zaman bir yerde 
    altına; 
    'evet doğrudur' yazmak için! 
    ```

Ben de böyle yapıyorum: 

Can Yücel’e ayna tutuyorum:

Almanca, “_Die erfolgreichste Waffenhändlerin der Geschichte_” (Tarihin en başarılı
silah tüccarı) başlığının altına, tükenmez kalem ve enerjiyle, Türkçe, “Evet, Doğrudur!”
yazıyorum.

Ve inanın bana kalıba oturduğundan mıdır nedir Türkçe ve Almanca hiç yabacı durmuyor
birbirine.

**Hasan Sever**

**Zürih, 22 Eylül 2010**

---

[Özgürlük 2](https://hasansever.org/2022/09/09/esaret-ozgurluk-2/)
