A380, Zürich havaalanının güney pistinden gövde kaldırdıktan takriben on saniye sonra sağ kanadıyla Glattbrugg’u gölgeleyip; önce sola, çok ilerde sağa kavis yaparak, göğün mavisinde kaybolur. Devasa bir uçaktır. Diğer uçakların gürültüsü, A380’in ise, zil gibi, titrek ve duru bir sesi vardır.

“Amorti de yok mu?”

Onun sinemasını yapmak, sinemasının ulaştığı prestiji yakalamak, karizmasında bir hayat sürmek, vicdan ölçülerinde kabul görmek fakat bütün bunların gerektirdiği eziyeti çekmek istemiyorlar. Yazının özeti budur. Günümüzün hızlı hayatı, büyük tahlilleri, uzun cümleleri katlanılmaz kıldığından, işbu özet girizgaha alınmıştır.

Hayatın süsü yok; ona dekoru biz veriyoruz. Hayatın kafiyesi, bizim tasarladığımız manada ölçüsü ve yine kulaklarımızın alıştığı basitlikte bir melodisi yok. Çok daha karmaşık ve belki de çok daha büyük bir düzenlilikten kendimize prototipler çıkarıyoruz. Şehirlerin sokaklarında arzı endam eden heykeller, anıtlar ve çeşmeler de bu prototiplerin birer örneği olsa gerek.

“Ördek gelir su başını göl eder”

       Afyon Türküsü

Bu yazı, bir sene boyunca beynimin yazı ambarında bekletilmiş ve herhangi bir yazım kaidesine bağlı kalınmadan klavyeye aktarılmış bir monologdur. Ve bu yazı aynı zamanda, Türkiye’den yayın yapan NTV adlı televizyon kanalının “Yeşil Ekran” programının beynimde yarattığı düşünsel dalgalanmaların ve bu dalgaları absorbe etme çabalarım sırasında yaptığım iç konuşmalarımın bir özetidir. Paragraflar arası bağlantıların bir kısmının paragrafların oluşum anında vücuda geldiğini ve sonrasında kelimelerin içinde eridiğini  düşünüyorum, dolayısıyla, yazıda, bütün bağlantıların mevcut olduğunu iddia edemeyeceğim…

Kaynağını unuttum ve tüm çabalarıma rağmen (henüz) bulamadım. Bir kapitalistin kar karşısında nasıl davranacağını belirten bir tespitti ve şöyle sonlanıyordu “… Bir kapitalist, yüzde üç yüz kar gördüğü yerde, ipe gideceğini de bilse yatırım yapar.” ABD’nin Irak’a girmesiyle meydana gelen ve hala devam eden kaos ortamına rağmen firmaların ihale kapmak için verdikleri canhıraş çaba, hakeza Afganistan’da meydana gelen kaçırma eylemlerine rağmen orada iş yapma dürtüsü ve nihayetinde Aden Körfezi’ndeki “güvenlik” zafiyetine rağmen devam eden mal sevkıyatı bu tespitin güncel örnekleri olarak karşımızda duruyor.. Bütün bunlar bir kez daha gösteriyor ki asl’olan  insan yaşamı değil yatırım karlılığıdır.

Şaka da olsa, ki her şakanın en az yarısı ciddidir denir, isimlendirmeye itirazım var. (Avrupalı entelektüelin kilise eleştirisi, benim cami eleştirimden daha köklü olduğundan, düşünsel devamlılığı da benimki kadar kopuk değildir. Onun eleştirel duruşu düşünsel devamlılığını, benim eleştirel duruşum düşünsel kopukluğumu tetikliyor.)

Son yazılarından birinde ruh halini “ürkek bir güvercinin ruh hali” diye tanımlayan Hrant Dink, “ama biliyorum ki bu coğrafyada güvercinlere dokunulmaz” diyerek belki de niye hedef seçildiğinin ipuçlarını vermiş oluyordu. Yüzü gibi yaşama aydınlık bakan, aydın kaderine razı daha doğrusu aydın kaderi tercihli Hrant, yine mütevazı, yine sade duruyordu yaşam terazisinde…