Eski adı AŞOT’tu. Çirkin ve kirliydi. Payitahta yakışmıyor denip, Söğütözü’ne taşınmasına karar verildiğinde ismi de değişti. Neymiş efendim Aşot, Ermeni ismiymiş. Sene 1995’te Söğütözü’ne bina edilen terminalin yeni ismi ise AŞTİ oldu. Tarihin seyrine paralel, Türk’ün  makus talihi, Ermeni’den kaçarken Kürt’e tutulmuştu. Gürültü patırtı, vay efendim Aşti Kürtçe, manası da barış (Aştî), gizli bir ajanda çalışıyor falan filan dendi ama esas Moskofluğu kimse fark edemedi: O zamanlar Sovyetler’in tepemizde dolanan uzay üssünün adı Rusça’da barış anlamına da gelen Mir’di (Мир).

İnka mirasıdır. Domates, fasulye, biber ve mısır gibi tee Kuzey Amerika’dan, zamanın sömürgeci gücü İspanyollar’ın gemi ambarlarında gelmiştir. Avrupa topraklarındaki ilk filizini  16. yy’ın ikinci çeyreğinde sürdüğü tahmin ediliyor.

Misal, Genç Mehmet (Fatih Sultan) tadamamıştır.

“Sizin köyde cami mi var?” diye sormuştum yatılı arkadaşıma. Oruç ayıydı ve yatakhanede, yatmadan önce sohbet ediyorduk. Sessizlik oldu. Sessizliği gruptan bir arkadaşın, en az benim soru cümlem kadar şaşkınlık taşıyan sorusu bozdu:“Sizin köyde cami yok mu?”

Her iki taraf da envanterinde yer almayan bir demirbaşla tartışmayı sürdürüyor: Fikir Özgürlüğü. Bilinir ki din formatında hüküm süren ideolojilerde özgürlükler sınırlı ve sayılıdır. Ve hatta bu sınır kadınlar için çok daha sınırlı ve sayılıdır. Bu yüzdendir ki gruplar, minare gölgesi, davul tozu kıvamında bir tartışma sürdürüyorlar.

Suya atılan taşın yarattığı dalgaların kıyıya yaklaşırken yayılıp büyümesi misali, Minare-yasağı tartışmasının yarattığı dalgalar da kıyılarımıza yaklaştıkça çap büyütmeye devam ediyorlar. Dalgalar vurdukları her kıyıdan farkı bir ses çıkartıyor. Bu sesin tınısında dalgaların şiddeti kadar kıyıların şekli ve konumu da önemli bir rol oynuyor. Sol-İslam kesim bu bir özgürlük kısıtlamasıdır derken, sağ-Hıristiyan kesim bu bir demokrasi örneğidir dedi. Mesele bir demokrasi tezahürü mü yoksa yasaklama eylemi mi?

Üvey anne ve üvey kız kardeşlerin zulmünü görürüz de, sınıfsal konumundan rahatsız olan ve herkes gibi saraya adreslenmek isteyen kızın “ihanet”ini görmeyiz. “Bir masal böyle mi yorumlanır” diyebileceklere açıklamamdır; “çubuğu tersine büküyorum”. Eski bir Çin masalından Binbir Gece taifesine, oradan da Avrupa’ya cümle atan masal, bize, yine Avrupa üzerinden “Sindirella” olarak gelir. Yani Avrupalı, bizim olanı bize bir kez daha satmıştır.