# Hasan Sever

biraz noksan biraz ziyade

- Site: https://hasansever.org/

## Toprak Kokusu


- Bağlantı: https://hasansever.org/2026/09/29/toprak-kokusu/
- Yayımlanma: 2026-09-29T21:51:33+02:00
- Yazar: hasever

_“Sonbahar, toprağa yazdığı mektubu yapraklarla imzalıyordu.”
 

 Sevgili Ahmet 
abinin kitabını bir solukta okudum ama yazı masasına oturmam biraz zaman aldı. Edip
Cansever’e öykünüp özürümü yazayım: ‘Ahmet abi … bağışla.’  Ahmet abiyle sanırım
30-35 yıldan sonra görüştük. Uzaktan yazdıklarımız aracılığıyla haberleşiyorduk 
ama yüz yüze gelmek hep başkadır. Ankara’da Selenin Cadde’deki Kesk genel merkezinde
oldukça nazik ve içten karşıladı beni. Sağ olsun. Hep öyleydi zaten. Geldim ama 
kitaplarını almadan gitmem, dedim ama kitaplar anında yokmuş. Bu vesileyle bir gün
sonra yine görüştük.  Ahmet abi yılların sendikacısı. Şu anda Kesk eş başkanlığını
yapıyor. Otobiyografik içerikli Toprak Kokulu Direniş adlı kitabı biraz da sendikacılığının
verdiği mücadele damarıyla yazılmış. Kalemindeki edebi tat yazının başına aldığım
cümlede kendini belli ediyor. Böyledir. Bazen bir cümle hatta bir tabir tek başına
edebi kumaşınızı ortaya koyuverir.   Yazmaya ve bu yolla toplumsal hafızanın üretilip
korunmasına değer veren insanlardan olduğumuz için birbirimize içimizi dökmemiz 
kolay oldu. Her ne kadar terk edilmiş çocukluk vatanlarımız olsa da, bir yerlerde
canlı duran dünün değerleri ikimiz için de sanırım yazmanın ilham perilerini besliyor.
Ahmet Abi, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesinden mezun oldu. Orhan Kemal’in
toprağı Adana’da öğrenciliğini yaşadı. Kitaba adını veren Toprak Kokulu Direniş 
adlı otobiyografik öyküsünden anladığımız kadarıyla bir yazara ömür boyu yetecek
zorluk ve çileler yaşamış. Yazar kaderimiz hiç değişmedi. Hayatı hazırda bulan, 
ağzında gümüş kaşıkla doğan bir kuşak olmadık. Fakat şükür, yettik yetiştirdik hayatı.
Selanik Cadde’den bir şeyler yemek içmek için gittiğimiz Jeoloji Mühendisleri Lokali’nin
girişinde, ‘Hasan’ dedi, ‘içimizde bir coğrafya taşıyoruz ya, ağır yük…”  Umarım
bir gün gider yükünü ait olduğu yere bırakırsın Ahmet abi.  Kitabın kapağındaki 
yıkık taş yapı ev, Ahmet abini Biregani köyünün Yoğunsöğüt Kapı girişindeki doğduğu
ev. Ablacığımı her ziyarete gelişimizde bu evin önünden geçerdik. Çocukluğumun Biregani’ye
dair mühim mekanlarından biridir. Kim bilir belki bir gün, onarılmış, ayağa kaldırılmış
evin sundurmasında Mavi’mizi sol yanımıza alır Yelekçe’ye karşı, bir kadeh bi’şey
içeriz…  Sevgi ve umutla …  Hasan Sever Zürih, 15 Ağustos 2026   *  Ahmet Karagöz,
Toprak Kokulu Direniş; Göç, Hafıza ve Köyün Sessizliği Kumran Yayınları, Kayseri,
2026

 

## <i>“Çocukluğun Gölgesi”</i> romanı, <i>“Mavi”</i> bir sonla <b>tamamlanıyor!</b> | Burak Soyer


- Bağlantı: https://hasansever.org/2026/03/29/cocuklugun-golgesi-romani-mavi-bir-sonla-tamamlaniyor-burak-soyer/
- Yayımlanma: 2026-03-29T18:07:03+02:00
- Yazar: hasever

Hasan Sever’in bir “nehir roman” türünde olarak niteleyeceğimiz üç ciltten oluşan
romanı “Çocukluğun Gölgesi”, son cildi “Mavi” ile birlikte tamamlandı. İlk iki ciltte
anlattıklarını ustalıkla birbirine bağlayan Sever, “Mavi”de, bozkırın sesini ve 
insanın gölgesi olan çocukluğunun izlerinin nelere kadir olduğunu su yüzüne çıkarıyor.

Hasan Sever’in üç ciltten oluşan “Çocukluğun Gölgesi” romanının sonuncusu “Mavi”,
Ayrıntı Yayınları etiketiyle okurla buluştu. “Çocukluğun Gölgesi”nin ilk cildi olan“
Poyraz – Bozkış”ta, yazarın doğduğu yer olan Elbistan-Malatya bölgesinde geçen ve
bozkır insanının, hayatı kültürel miraslarından ve tecrübelerinden yakalama çabası
üzerinden 12 Eylül Darbesi öncesinde yaşananlara ve 78 Kuşağı’na ışık tutan Sever,
ikinci cilt olan “Ayaz – Çığ”da, bozkırı tavaf eden derviş ve çırağının değişen 
çağa ayak uydurma çabasını, geçmiş ve bugünün çatışmasıyla birlikte aktarmıştı. 
Romanın son cildi olan ve yine Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlanan “Mavi” ise,
ilk iki cildin işlediği temaları bir araya getirerek yönünü geleceğe çeviren bir
eser sunarken, Hasan Sever’in anlatısı epik bir finalle sona eriyor. Önceki ciltlerde
ektiklerini biçen Sever, son ciltte belleğin özneliğini öne çıkararak tüm meselenin
orada bittiğine dikkat çekiyor.

İlk iki ciltteki bozkırın sert yüzü ve iflah kesen ayazıyla bir mücadeleye girişen
karakterler, “Mavi”de, artık kendi seslerini işitir hâle geliyor. Bizde genelde 
yoksul ve mağdur olanı temsil eden bozkır, diliyle, sözüyle, nefesiyle ayrı bir 
anlama bürünürken, “Mavi” de bozkırın bu yönünün en göze çarpan kısmını ortaya çıkarıyor.
Derviş ve çırağının yolculuğu ve edindikleri miras, bugünün içinde kendine yer buluyor
ve kültürel biçimiyle daha görünür bir biçimle karşımıza çıkıyor. Geçmişin yarınlarla
olan nihai buluşması, Hasan Sever’in kalemiyle döngüsel bir zamana işaret ediyor
ve çocukluğun insan üzerinde bıraktığı izler, birer birer su yüzüne çıkarak, bir
bütünlük inşa ediyor. Dervişlik kültürünün, sözlü edebiyatın yalnızca kırsal ve 
romantik bir kavram değil, o diyarların insanının varoluşsal sıkıntılarının birer
unsuru olarak karşımıza çıktığı kitap, yerelden evrensele uzanan doğrusal bir düzlem
üzerinde, ortak dertlere değiniyor.

Hasan Sever, “Çocukluğun Gölgesi: Mavi” romanıyla çağdaş Türk edebiyatında pek denk
gelmediğimiz “nehir roman” türüne yeni bir bakış açısı getirirken bozkırın sükuneti,
dervişlerin taşıdığı kültürü ve çocukluğunu bir ömür boyu üzerinde taşıyan insanın
bununla mücadelesinde yakaladığı “kendini” ortaya çıkarıyor.

**Burak Soyer**
 **18 Mart 2026**

Bu yazı ilk olarak [edebiyathaber.net](https://www.edebiyathaber.net/cocuklugun-golgesi-romani-mavi-bir-sonla-tamamlaniyor-burak-soyer/)‘
te yayınlanmıştır.

## <b>“Su Duydum:</b> Eksik kalmış iki ömür …”


- Bağlantı: https://hasansever.org/2026/03/22/su-duydum-eksik-kalmis-iki-omur/
- Yayımlanma: 2026-03-22T12:00:50+01:00
- Yazar: hasever

Beni derinden etkileyen bir kitaptan bahsetmek istiyorum.

Geçmişin kırgınlıklarını, hesaplaşmalarını, aşkı, sürgünü ve nice izleri taşıyan
satırlar; yer yer şiirlere ve kitaplara gönderme yaparken geçmiş ve bugün arasındaki
köprü, karakterlerin inci gibi işlenmesi ile okuru çekiyor.

Ferdi ile Feride…
 Bir aşk hikayesi miydi? Yoksa hepimize üç günlük bir anıyı değil,
yarım kalmış iki ömrü mü okuttu?

Politik olaylar sonucu Zürih’e yerleşen Ferdi ve kendini topraklarına hapsedip yüreğini
sürgün eden Feride’nin hikayesi… Dönemin o ince ruh hali, yıllar sonra gerçekleşen
üç günlük bir karşılaşma ile okuru kendine hayran bırakıyor. Pişmanlık, hüzün, özlem
derken bir okur olarak aklıma gelmedi değil: Peki ya Feride de onunla gitseydi?

Bazı şeyler var ki zaman çare olmuyor sevgili okur.

Şunu da belirtmek isterim ki son zamanlarda izlediğiniz o kült dizi var ya, onun
yerine _Su Duydum_ gibi bir hikaye ekranda olmalıydı. Yazarımız Hasan Sever, yalın
anlatımına sessiz sessiz öyle bir özlem, arayış ve yüzleşme anları perçinlemiş ki;
güçlü betimlemeleri ile olayları, duygu durumlarını ve geçiş anlarını aktarırken
zamanı adeta durduruyor.

O sızıyı ben hissettim, siz de hissedin…

Keyifle okumanızı dilerim…

**Hunili Anne**
 **3 Mart 2026  Kaynak: [https://www.instagram.com/p/DVa53YMDbFB/](https://www.instagram.com/p/DVa53YMDbFB/)

## <i>“Kalem ve kuru üzüm”</i> – Cihan


- Bağlantı: https://hasansever.org/2026/03/12/kalem-ve-kuru-uzum-cihan/
- Yayımlanma: 2026-03-12T23:46:27+01:00
- Yazar: hasever

12 Eylül askerî darbesine beş kala; Anadolu’nun sert rüzgârları ve kızgın güneşinin
altında, Elbistan-Malatya civarında geçen bir bozkır hikâyesi…
 Yoğunsöğüt Köyü’nün
öğretmeni, okul lojmanının penceresinden görünen karla kaplı tepedeki ceviz ağacının
görüntüsüne dalıp gitse de aslında beklediği bir haberdi; hoş, kara kışta yollar
kapalıydı ama…

Köy sakinleri; aynı kara kışa rağmen her gelişi düğün bayrama dönen, köy köy dolaşıp
geçmişin kültürel emanetlerini anlatan Derviş Yüzbaşı’yı bekliyorlardı, yanındaki
çırağından habersiz.

Askerden dönen Hasan ki köyde Hasan bol; bu, Ayşe’nin ağabeyi, İstanbul’a gitme 
sevdalısı Hasan… Dayısının da çağırmasıyla İstanbul’da alıyor soluğu, anasının gözü
yaşlı ağıtları eşliğinde…

Elektriğin olmadığı ama birleştirilmiş sınıflarda eğitim öğretim görülen bir okulun
sınıfında, sahnenin olduğu bir zaman…

Ya da Ayşe’nin çizdiği resimde, karla kaplı tepedeki ceviz ağacının yeşil yapraklarının
olduğu bir zaman…

Veya Yüzbaşı’nın tüm köy çocuklarını gaz lambasının aydınlattığı bir odada toplayıp
hikâyeler anlattıktan sonra onlara kalem ve kuru üzüm verdiği bir zaman…

Sobanın çıtırtısı, rüzgârın uğultusu, beyaza bürünmüş sokaklarda ayak izleri…

Onların muratlarına erip bizim kerevete çıkmamıza daha iki kitabın olduğu bir zaman…

**Cihan**
 **24 Şubat 2026**

Kaynak: [https://www.instagram.com/p/DVJuG-qDHx3/](https://www.instagram.com/p/DVJuG-qDHx3/)

## “Yine yeniden insanlık …” Gül Semur


- Bağlantı: https://hasansever.org/2026/03/05/yine-yeniden-insanlik-gul-semur/
- Yayımlanma: 2026-03-05T19:51:16+01:00
- Yazar: hasever

Satırlar arasında hatıralarımıza rastladığımız kitaplar ayrı bir tat bırakır damağımızda.
“
Tam da dediğin gibi. Evvela kendi gözünle kendine bakmayı öğreneceksin. Alemin bin
gözü var; nereden bileceksin kim seni nasıl görür. Sen iç gözünü terbiye etmeye 
bak. İnsan, mahlukatı azamdır ama kendine bakmayı bildiği müddetçe öyledir. Sen 
kimsin? Nesin? Necisin? Neredesin? Nereye gitmektesin? Kendi tarifini bileceksin.
Şu dünya dilsizin bülbül, bülbülün ahraz olabildiği dünyadır. De bakim sen şimdi,
misal, Eşe’ye baktığında ne görürsün? Ben senin yerine cevap vereyim. Halto’m sen
ananı hatırlayamamanın ezasını çekerken Eşe, gözleri önünde anasının öldürülmesine
şahit olmuştur. Sahipsiz bir dünya bu Halto’m. Bazen insan bir ömre bin ömür sığdırır
ve her binini de azap yaşar. Sen şimdi Eşe’ye bakıp, ‘hatun’ diyorsun; doğrudur.
Peki nasıl olmuştur bu?”  Satırlar arasında hatıralarımıza rastladığımız kitaplar
ayrı bir tat bırakır damağımızda.

 

Benim için de bu kitap tekrar tekrar karşılaştığım sıcak samimi bir o kadar yine
yeniden insanlıkla yüzleştiren sarsıcı bir kitap oldu.

Bizleri tam o dinginliğe taşıyan, yormayan betimlemeleri ile uzun ancak akıcı bir
anlatımla keyifle okunuyor .

Okurken bazen içim burkuldu bazen de yalnızlığı derinden beni etkiledi. Anladım 
ki çocukluk herkes için sıcak ve güvenli bir yer olmayabiliyormuş.

**Gül Semur
 
26 Şubat 2026

Kaynak: [https://www.instagram.com/p/DVN7dYsjApy/](https://www.instagram.com/p/DVN7dYsjApy/)

## <i>“Bazen bir kitap sadece okunmaz, hissedilir”</i> – Aleyna Karal


- Bağlantı: https://hasansever.org/2026/02/26/bazen-bir-kitap-sadece-okunmaz-aleyna-karal/
- Yayımlanma: 2026-02-26T19:50:01+01:00
- Yazar: hasever

Bazen bir kitap sadece okunmaz… hissedilir.
 Su Duydum, Hasan Sever’in insan ruhunun
derinliklerine dokunan, sessiz ama güçlü anlatımıyla içe doğru bir yolculuk sunuyor.
Roman; yalnızlık, aidiyet arayışı, geçmişin izleri ve insanın kendi iç sesiyle yüzleşmesini
anlatıyor. Karakterler dış dünyada ilerlerken aslında iç dünyalarında kayboluyorlar.
Sisli atmosferi, belirsizlik hissi ve suskunlukların dili; okuyucuyu olaylardan 
çok duyguların içine çekiyor.

Kitap boyunca zaman zaman kendini durmuş gibi hissediyorsun… ama aslında karakterlerle
birlikte içsel bir yürüyüşe çıkıyorsun. Sözlerden çok sessizlik konuşuyor; hatıralar,
kırılmalar ve eksik kalmış duygular sayfalar arasında yankılanıyor.

Bu eser; hızlı tüketilen hikâyelerden değil, sindirilerek okunması gereken, ruh 
hâline eşlik eden bir anlatı. Kendini dinlemek isteyen herkes için derin bir okuma
deneyimi.

**Aleyna Karal**
 **23 Şubat 2026**

Kaynak: [https://www.instagram.com/p/DVGkou9DN13/](https://www.instagram.com/p/DVGkou9DN13/)

## <i>“Ayaz yüzümüze çarpıyor, Çığ içimize düşüyor.”</i>– Ayşe Bayraktar Çakır


- Bağlantı: https://hasansever.org/2026/02/23/ayaz-yuzumuze-carpiyor-cig-icimize-dusuyor-ayse-bayraktar-cakir/
- Yayımlanma: 2026-02-23T20:45:28+01:00
- Yazar: hasever

Bozkırın rüzgârı bu kez daha sert esiyor…
 Ayaz yüzümüze çarpıyor, çığ içimize düşüyor.

 İlk ciltte temelleri atılan hikâye, ikinci ciltle birlikte İstanbul ve Ankara’ya
uzanıyor.

Yüzbaşı ve Halto’nun yolculuğu, Mehmet öğretmenin gönüllü sürgünü ve Hasan’ın birdenbire
ortadan kayboluşu…

Her biri hikâyeye yeni bir kırılma, yeni bir derinlik katıyor.

Hasan Sever’in dili yine çok güçlü. Bozkır insanının düş ve düşün dünyası öyle sahici
aktarılmış ki okurken satırlardan rüzgâr geçiyor gibi hissediyorsunuz.

Roman sadece bir hikâye anlatmıyor; geçmişle geleceği aynı gedikte buluşturuyor.
Dün’ün inadı ile yarın’ın gölgesi yan yana duruyor.

Kitapta en çok etkilendiğim şey şu düşünce oldu:
 “Mutsuz olabilirim ama asla umutsuz
değilim.”

Tam da romanın ruhu bu aslında. Zor zamanlar, talihsiz bir çağ, yaklaşan bir çığ…

Ama yine de umutla umutsuzluğun yan yana yürüdüğü bir hayat.

Bozkırdan şehirlere uzanan bu hikâye; kültür, inanç, mücadele ve insanın iç yolculuğu
üzerine güçlü bir anlatı sunuyor.

Eğer derinlikli, düşünsel ve atmosferi yoğun romanları seviyorsanız bu seri tam 
size göre.

**Ayşe Bayraktar Çakır**
 **21 Şubat 2026**

Kaynak: [https://www.instagram.com/p/DVAfR4jAqZZ/](https://www.instagram.com/p/DVAfR4jAqZZ/)

## “Dağın taşın, kurdun kuşun diliyle…” – Hüseyin Polatsoy


- Bağlantı: https://hasansever.org/2026/02/15/dagin-tasin-kurdun-kusun-diliyle-huseyin-polatsoy/
- Yayımlanma: 2026-02-15T13:43:33+01:00
- Yazar: hasever

Sevgili Hasan,

Harika eserinin üçüncü cildi olan MAVİ’yi de büyük bir keyifle okudum. Sona yaklaştıkça
kitabın bitmesinden korktuğum için her gün sadece birkaç sayfa okuyabildim; tıpkı
kıtlıkta elindeki azıcık ekmeği idareli tüketen biri gibi… Bitirdiğimde ise içimi
koca bir hüzün kapladı. Neyse ki yeni eserlerinin geleceği beklentisi bu hüznü sevince
çeviriyor.

Romanda geçen karakterlerin, olayların ve mekanların büyük bir kısmını bizzat bildiğim
için okurken ayrı bir haz aldım. Yöresel kullanımlar anlatıma çok güzel bir tat 
katmış. Bîzolek toplama sahneleri ve Aziz’in kaleminin kaybolup bulunması beni alıp
o eski günlere götürdü. Betimlemeler ise tek kelimeyle olağanüstü; sanki Kurtkulak,
Beroji Reşık, Serse, Şerefli Deresi ve Yelekçe dile gelmiş de okurla sohbet ediyor.
Tabiatı bu denli konuşturan bir yazar, hayvanları konuşturmaz mı hiç? Tilki ve kargaların
hayat serüvenini muhteşem bir anlatımla sunmuşsun. Tam bir insan-doğa-hayvan üçlemesi
diyebiliriz.

Hele çocukken inandığımız ama büyüyünce gerçeğini öğrendiğimiz şeylerle ilgili o
pasaj… Hani diyorsun ya, “Öğreniyoruz güya…” İşte orası beni çok etkiledi.

_“Öğreniyoruz güya… Hayır! Bütün yaptığımız güzel bir rüyayı sağından solundan çekiştirip,
yırtıp atmak. Çocukluk rüyalarımızı tüketiyoruz sadece. Buna da büyümek diye bir
isim uydurmuşuz. Ne oluyor büyüyoruz da? Dünya kirleniyor! Bu kadar.”_

“Edebiyat haritasında yer almak” deyimini kullanmıştın, o da çok hoşuma gitmişti.
Görüyorum ki hem de ne yer etmek!

İlk iki cilt köyünde çobanlık yaparken yokluk ve yoksulluğa çare bulma düşüncesiyle
İstanbul’a giden, Çoban Hasan’ın hikayesi üzerine kuruluydu. Üçüncü cilt Mavi’de
ise Hasan’ın ardından İstanbul’dan köye gelen gazeteci Nazlı (Mavi) merkezde yer
alıyor.

Tabii ki tüm bu kurgu, Küçük Hasan’ın o küçük (aslında kocaman) dünyasının etrafında
dönüyor. Yazar çok küçük yaşta, doğduğu topraklardan ayrılmak ve çok uzaklara gitmek
zorunda kalmasına rağmen; o yaşta yaptığı gözlemler, o güçlü hafıza gerçekten hayranlık
uyandırıcı.

Tekrar ellerine, yüreğine, emeğine ve kalemine sağlık. Sağlık olsun ki yeni eserler
doğsun!

Seni tekrar kutluyor ve hasretle kucaklıyorum.

Hüseyin Polatsoy
 
İzmir, 13 Şubat 2026

## <i>“Bazı hikâyeler bağırmaz, içinize işler”</i> – Ayşe Bayraktar Çakır


- Bağlantı: https://hasansever.org/2026/02/15/bazi-hikayeler-bagirmaz-icinize-isler-ayse-bayraktar-cakir/
- Yayımlanma: 2026-02-15T13:04:34+01:00
- Yazar: hasever

Bozkırın rüzgârı yüzünüze çarpıyor, keven kokusu burnunuza doluyor ve daha ilk sayfalarda
kendinizi taşın üstünde oturan Hasan’ın yanında buluyorsunuz…
  Çocukluğun izlerini,
bozkırın sertliğini ve insanın içindeki gitme isteğini aynı potada eriten güçlü 
bir anlatı.

Hasan Sever, diliyle adeta bir tablo çiziyor; rüzgârı, ateşi, armudun ekşi tadını
bile hissediyorsunuz.

Romanda geçmişle gelecek iç içe.

Dervişler, çobanlar, asker dönüşü gençler…

Hepsi değişen çağın eşiğinde.

Özellikle Mam Hasan ile Hasan arasındaki diyaloglar; hem sıcak hem bilgece hem de
iç burkan.

Ve o cümle…

Nazım Hikmet’e yapılan gönderme, bozkırın ortasında bile insanın dünyaya dair umudunu
diri tutabileceğini hatırlatıyor.

Bu kitap;
 Yavaş ama derin ilerleyen, Mekânı karakter kadar güçlü olan, Anadolu’nun
rüzgârını satırlarda hissettiren eserleri sevenler için.

Okurken anladım ki bazı hikâyeler bağırmaz; rüzgâr gibi eser, içinize işler.

**Ayşe Bayraktar Çakır**
 **14 Şubat 2026

---

Kaynaklar:
 1000kitap: [https://1000kitap.com/gonderi/296858906](https://1000kitap.com/gonderi/296858906)
İnstagram: [https://www.instagram.com/p/DUufh_Vgn6b](https://www.instagram.com/p/DUufh_Vgn6b)

## “Tek Bağdaşla Devriâlem …”


- Bağlantı: https://hasansever.org/2026/02/13/tek-bagdasla-devrialem/
- Yayımlanma: 2026-02-13T07:13:07+01:00
- Yazar: hasever

Jules Verne’in _‘Seksen Günde Devriâlem’_ romanını okuduğumda ortaokul öğrencisiydim.
Kitap, ismiyle bir şekilde bende yer etti ama zihnimde ne karakterleri ne de detayları
kaldı. İlkokul öğretmenimin, ‘Okuyun; kitap bugün olmasa bile bir gün mutlaka gelir,
sizi bulur,’ öğüdü, aradan geçen yaklaşık kırk yıldan sonra 7 Şubat 2026 Cumartesi
günü beni buldu.
 Zürih Volkshaus’ta, Erdal Erzincan ve Kayhan Kalhor üstatların
yıllardır sürdürdüğü ikili performansı nihayet canlı izleme fırsatı bulunca kendi
kendime, ‘Jules Verne’in kitabı meğer bugün içinmiş,’ dedim. Erdal Hoca’nın, tam
ve kesintisiz bir buçuk saat süren konser boyunca bağdaşını hiç bozmaması ve tabiricaizse
üç gün üç gece tek bağdaşla hikâye anlatan dengbejler misali biz dinleyicileri mest
etmesi karşısında; konserin sonuna doğru içimden hayranlıkla şu sözler geçti: ‘Tek
bağdaşla devriâlem…’

Yılını tam hatırlamıyorum; yer, ODTÜ Birinci Yurt. Arkadaşlarla odada otururken 
içeriye makine bölümünden bir tanıdık girdi ve büyük bir heyecanla, ‘Öyle birini
buldum ki tam bana göre! Herkes tezene kullandığını sanıyor ama öyle değil; elle
çalıyor, inanılmaz bir şey bu!’ dedi ve bir an duruldu. Bize baktı. Gözlerindeki
ferin hafifçe solduğunu gördüm; belli ki heyecanına beklediği karşılığı verememiştik.‘
Erdal Erzincan,’ dedi son bir umutla. Hemen atıldım: ‘Arif Sağ’ın öğrencisi, biliyorum.’
Ama yıllar sonra itiraf etmeliyim ki Erdal Hocanın, arkadaşımın bahsettiği ‘elle
çalma’, yani şelpe tekniğini kullandığından haberim yoktu. Evet, benim kuşağım şelpe
tekniğini Erdal Erzincan ile gördü, onunla öğrendi.

Kadim bir gelenektir; dervişler, dedeler, âşıklar ve ozanlar ekseriyetle sazı şelpe
tekniğiyle, yani parmak vurarak çalarlar.

Erdal Hoca ve kuşağı; bir önceki dönemin ustalarından devraldıkları deyişleri, türküleri
ve klamları —haddimi aşmak istemem ama— yeni bir çağa taşıyabildi diye düşünüyorum.
Tarihin bu tekin olmayan döneminden alınlarının akıyla çıkıyor; çeşitli coğrafyaların,
toplulukların ve kültürlerin ezgilerini 21. yüzyılın diline tercüme etmeye devam
ediyorlar. Kendi adıma onlara müteşekkirim. Neyse, bu uzun bir mesele; şimdilik 
burada nokta koyuyor ve güne dönüyorum.

Erdal Hocanın tüm çalışmalarını ve performanslarını, özellikle internet devriminin
sunduğu olanaklarla mümkün mertebe takip ettim. Tüm albümlerini, teklilerini, hatta
ortak çalışmalarının tamamını dinlemişimdir. Bunlar arasında, Kayhan Kalhor ile 
sergiledikleri performansların bende apayrı bir yeri var. Yazımına 2010 yılında 
başladığım ve ancak on üç yılda tamamlayabildiğim —henüz yayımlanmamış olan— ilk
edebi çalışmamın iskeletini oluştururken bana muazzam bir ilham ve enerji kaynağı
oldular.

O zamanlar MP3 ve MP4 çalarlar vardı. Kulaklığımı takar, saatlerce yürür, üstatların
çeşitli konser kayıtlarını dinler; eve döndüğümde ise yol boyunca içimde biriken
dizeleri klavyeye aktarırdım. Tabii aradan yıllar geçti; repertuvarlarını hayli 
değiştirmişler. Zürih’te çaldıkları melodilerin hiçbiri o dönem dinlediklerimden
değildi, ta ki…

Konser bitip bizi selamladıklarında içimde ufak bir boşluk kalmıştı. Fakat şunu,
cümlelerime kıymet veren herkese gönül rahatlığıyla tavsiye etmek isterim: Lütfen
bir fırsat yaratın ve bu üstatların sahnesine dünya gözü-gönlüyle konuk olun. Kendinizi
insana, doğaya, evrene, canlı cansız tüm nesnelere sevgi ve hayranlık duyan bir 
duygu fırtınasının tam ortasında bulacaksınız…

‘Ta ki’yi unutmadım, tamamlayacağım; ama öncesinde bir övgü de seyirciye gelsin.
Gerçekten çok kaliteli bir dinleyici kitlesi vardı. O sahnede Dream Theater’dan 
BGST’ye kadar pek çok konser izledim fakat sahne ile seyircinin bu denli yekvücut
olduğu bir başka performansa daha önce denk gelmedim.

Dakikalarca üstatları alkışladık. Her iki taraf için de sonuna kadar hak edilmiş
bir alkıştı bu… Sahneye yeniden teşrif ettiler ve ben nihayet on üç yıl önceye gittim…

_“Mevlam birçok dert vermiş,__
 
Beraber derman vermiş.”

İşte her şey tam olmuştu …

Üstatları hürmetle, sevgiyle ve hayranlıkla tekrar selamlıyorum…
  Aşk ile …

**Hasan Sever
 Zürih, 12 Şubat 2026
