Anadolu’nun, haritadan ve devletten uzak bir Alevi köyünde dünyaya gelirseniz, tanrıdan azat büyürsünüz. Bu, sahip olup olabileceğiniz tek ve en büyük mükafattır. Ortaokul iki öğrencisi olarak, 12 Eylül’ün dört adım ötesinde ve Ankara Sıhhiye’de bu soruyu sormanız büyük bir düşünür olacağınıza delaletten çok, sistemin firesi olduğunuza işarettir.

Kent yalnızlığın çoğulu, çoğulların yalnızlığıdır. Her kent kendi içinde her kentli kentin içinde yalnızdır. Ankara’nın bozkır, Zürih’in ortaçağ kokan sokakları hep tek başınadır. Çünkü kent, insanlığın yalnızlığı envanterine aldığı noktada vücut bulmuştur.

Eski adı AŞOT’tu. Çirkin ve kirliydi. Payitahta yakışmıyor denip, Söğütözü’ne taşınmasına karar verildiğinde ismi de değişti. Neymiş efendim Aşot, Ermeni ismiymiş. Sene 1995’te Söğütözü’ne bina edilen terminalin yeni ismi ise AŞTİ oldu. Tarihin seyrine paralel, Türk’ün  makus talihi, Ermeni’den kaçarken Kürt’e tutulmuştu. Gürültü patırtı, vay efendim Aşti Kürtçe, manası da barış (Aştî), gizli bir ajanda çalışıyor falan filan dendi ama esas Moskofluğu kimse fark edemedi: O zamanlar Sovyetler’in tepemizde dolanan uzay üssünün adı Rusça’da barış anlamına da gelen Mir’di (Мир).

Kaç zamandır her dinleyişimde, içimde bir parça muzırlıkla birlikte, Londra’da, Thames’a bakan köhne bir çatı katında, New York’taki sevgilisini düşleyen İngiliz’in, bestesi Talet Er’e, Güftesi Nadide Gülpınar’a ait, Kürdi makamındaki “İlkbahara bekle beni demiştin” şarkısını mırıldandığını düşünürüm…

Wallahi ODTÜ’yü bize altın tepside sunmadılar. Anadolu’nun ortası malum, o malumun ortası Ankara ve Ankara hepimize malum: Başta Cemal Süreya olmak üzere çoğumuzun hatta hepimizin “en iyi kalpli üvey anası (1)” o. Üvey anamız, “Moskof”u reddedip, Atlantik ötesine mendil sallayınca, Amaraikalılar “yerinde” insan üretmek için memlekete hücum ettiler. İki şeyleri çok meşhur oldu: Ford kamyon ve ODTÜ.