Yazıya aktarılanın veya filme kaydedilenin idealize edilmeyle malul olabileceğini kabul ediyorum. Ama bu, hikayenin gerçeklikten ipucu almadığı anlamına gelmez. Zaten aktarılan hikaye gerçekliğe bağlı değilse dikkat dışıdır; unutulur ve unutulması insanlık hafızasının zayıflığına sebebiyet vermez. Sanatın, onun üreticisi olan sanatçının ve tüketicisinin (sanatseverin) üzerinde yer edindiği düzlem, pek şaşırtıcı olmayan bir biçimde, ideal ile gerçeklik arasındaki salınım çizgisinde konumlanır. Sanatsal üretim bu konumlanmaya binaen aromasını ideal ve yaşama dair olmadan alır ama meyil gerçeklikten yanadır. Bu biz insanların bir eksikliği değilse de gelişmişliği de sayılmaz. Ve sanat tam da bu eksiklik-gelişmişlik tartışmasının tetikleyicisi ve sonucu olarak ortaya çıkar.
