Bir şeyler oldu; hava duruldu, bulutlar uzak köşelere çekildi. Cızırtıyla çeken radyomuz tek sesli, tek nefesli birinin eline geçti. Babam, bu birini çok sevmişti. Pil bitecek diye türkülerden kısan kişi, bu adamın her programını hem de köşe bucak dinler oldu. Sanki piller bedavaya gelmişti. Sadece babam değil, bütün büyükler cümbür cemaat bu adamı dinliyordu.

12 Eylül’ün yaklaştığı şu günlerde ağzını açan vicdandan bahsediyor. Memleketi kıskacına almış siyasi liderler, çıktıkları her sahnede hem marifetlerini hem de rakiplerinin açıklarını sergiliyorlar. Aslında eğlenceli bir iş. Ve hatta diyorum ki siyaset, doğrudan hayatlarımıza nüfuz etmese, iyi bir tedavi yöntemi de olabilir. Doldur-boşalt, ver-kaç, al-ver, indir-kaldır vesaire vasaire.

Güneşli günlerde bu memleket bir başka güzel. Zaten, İsviçre güzel, bakımlı bir memleket, hani kartpostal güzelliği denir ya o cinsten; güneş de oldu mu güzelliğe taç oluyor. Fakat kurgulanmış her güzellik gibi işin ruhu biraz tatsız. Neyse, işte böyle güzel havalarda öğle arasına çıkmak istemiyorum çünkü dönüşü çok zor.