“Amorti de yok mu?”

Onun sinemasını yapmak, sinemasının ulaştığı prestiji yakalamak, karizmasında bir hayat sürmek, vicdan ölçülerinde kabul görmek fakat bütün bunların gerektirdiği eziyeti çekmek istemiyorlar. Yazının özeti budur. Günümüzün hızlı hayatı, büyük tahlilleri, uzun cümleleri katlanılmaz kıldığından, işbu özet girizgaha alınmıştır.

Nedir bu damarın kaynağı? Uzaktan bakınca, ot büyümüz denen “molla devrimi”nin toprağında, nasıl oluyor da bu tür bir sinema hayat bulabiliyor? Yoksa “molla devrimi” o toprakta önü alınamamış ayrık otu mu?

“Bulutlar; yas tutan bir kadın yığını gibi.”

Dışarıdan baktığınızda yaprak kıpırdamaz, rüzgar esmez, toz burgulanmaz ya bir köy yaşar; hem de tahmin edemeyeceğiniz bir hareketlilikle. “Rüzgâr Bizi Sürükleyecek” fimininde aldığım ilk izlenim yönetmenin “köyü” “köy hayatını” tanıdığı oldu. Yıllar evvel seyrettiğim, Zülfü Livaneli’nin “Yer Demir Gök Bakır” filmi “öldüren durağanlık”la maluldü; bu vesileyle notumu düşmüş olayım. Ankara’da hangi sinema salonunda izlediğimi hatırlamıyorum ama yönetmenin köy hayatını bilmediğini hiç unutmadım. Hayatımda seyrettiğim ve unutmadığım ender kötü filmlerden biridir.