Hayatın süsü yok; ona dekoru biz veriyoruz. Hayatın kafiyesi, bizim tasarladığımız manada ölçüsü ve yine kulaklarımızın alıştığı basitlikte bir melodisi yok. Çok daha karmaşık ve belki de çok daha büyük bir düzenlilikten kendimize prototipler çıkarıyoruz. Şehirlerin sokaklarında arzı endam eden heykeller, anıtlar ve çeşmeler de bu prototiplerin birer örneği olsa gerek.

Kurumuş dere yatakları, Anadolu platosuna atılmış bıçak darbeleri gibidir; dilim dilim keserler bozkırı. Derelerin suyu son damlasına kadar çekilmiş, çakıl taşları güneşin yanığında kararmış ve bir masal ülkesi bereketi küçücük, yassı, düz taşlara gömülmüştür. Hüznün her tonuna vakıftır buralar.