Hasan Sever’in “Su Duydum” adlı eseri, gerçekten de derinliği olan, insanı içsel bir yolculuğa çıkaran çok katmanlı bir roman. Ferdi ve Feride’nin 18 yıl sonra Zürih’te kesişen yolları üzerinden; sürgünlük, geçmişle hesaplaşma ve “90 Kuşağı”nın melankolisi üzerine harika bir metin.

Feride, daha çok içe kapanan, kendi halinde bir ailede büyümüş, olan biteni içinde taşıyan biri. Yaşadıklarını kelimelere dökemese bile sessizliğiyle her şeyi anlatıyor. Onun suskunluğu aslında ülkenin suskunluğunu temsil ediyor.

Herkese merhabalar bugün sizlere Hasan Sever’in kaleminden çıkan Su Duydum kitabıyla geldim. Kitabımız bir karşılaşma romanı gibi başlasa da, ilerledikçe okuru uzun ve yorucu bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yol; yalnızca Zürih sokaklarında atılan birkaç adımdan ibaret değil. Daha çok, geride bırakılan yılların, ertelenmiş duyguların, yarım kalmış bir aşkın ve sürgünlüğün insan ruhunda açtığı derin yaraların içinden geçiyor.

Hasan Sever ikinci romanı “Su Duydum”da on sekiz yıllık bir aradan sonra karşılaşan iki eski sevgilinin birlikte geçirdikleri bir hafta sonunu anlatıyor: Geçmişin anıları ve muhasebesi ile uzayacak olan hüzün dolu iki günün hikayesini…

İçinde pek çok şiir, şarkı olsa da bu tango anlatıyordu en çok kitabı bence. Yan yana ama bir o kadar uzak, tutkulu öte yandan hüzünlü…

Kitap Cuma, Cumartesi ve Pazar olmak üzere 3 bölümden oluşuyor. Üç günü değil iki ömrü okuyoruz.

fransız yazar alain fournier, ‘dahi yazar yoktur, iyi okur vardır’ der. aynı zamanda iyi bir okuyucu olan yazar, sanatsal öznenin(okuyucunun) sanatsal nesneyle(kitapla) kurduğu yoğun, uzun soluklu ilişkiyi de iyi bilir ve kurgunun çatılmasında son derece titiz davranır. kitabının basılmasını, beğenilmesini, piar çalışmasından azade çok satmasını bütün yazarlar ister. ancak iyi yazarlar, okurla kurdukları ortaklaşa emeğe saygıdan ötürü işçilikte titiz davranırlar.