Yıl 1986, Ankara Atatürk Lisesi’nde lise bir talebesiyim. Tarih öğretmenimiz zamansız bir tayine mi kurban gitmiş yoksa uzun bir hastalığın mı pençesinde hatırlamıyorum; tarih derslerimiz boş geçiyor. Neyse çok sürmedi, namını duyduğumuz Mehmet Ali Hoca tarihçimiz oluverdi.

Dağ ovayla, duvar kapıyla, yol uçurumla yer değiştirmiş. İnsanlar tepe üstü yürüyor. Cümle ağaçlar gövde uzatmış, yerde yatıyor; gram gölge yok.

Evimiz kuzeye bakardı. Poyraz rüzgarını oradan bilirim. Coğrafya kitaplarının, “Poyraz, kuzey-doğudan esen bir rüzgardır” demesine bakmayın, o başına buyruktur, isterse güneyden bile eser.

“Doğaya karşı olan hiçbir şeyin (uzun vadede) yaşama şansı yoktur.” * Charles Darwin

Marquis Gardens’ta oturuyoruz
24 numara
hep beraber
dal budak.
Shakespeare’den kaçmış cümle misali
İngiliz soğuğuna ayak uzatmış
tatil yapıyorum.
Başımda Akdeniz sıcağı
buyur ediyorum
masada en alasından İskoç viski
içelim
gazelleşelim.

Hasan Sever
Derby, 20 Aralık 2010

Güneşli günlerde bu memleket bir başka güzel. Zaten, İsviçre güzel, bakımlı bir memleket, hani kartpostal güzelliği denir ya o cinsten; güneş de oldu mu güzelliğe taç oluyor. Fakat kurgulanmış her güzellik gibi işin ruhu biraz tatsız. Neyse, işte böyle güzel havalarda öğle arasına çıkmak istemiyorum çünkü dönüşü çok zor.

Rock için yetmişli yıllar neyse, Alevi deyişleri, geniş manada ozan kaynaklı Deyiş/Türküler için de 80’li yıllar aynı manaya gelir.

Kurumuş dere yatakları, Anadolu platosuna atılmış bıçak darbeleri gibidir; dilim dilim keserler bozkırı. Derelerin suyu son damlasına kadar çekilmiş, çakıl taşları güneşin yanığında kararmış ve bir masal ülkesi bereketi küçücük, yassı, düz taşlara gömülmüştür. Hüznün her tonuna vakıftır buralar.

Yazmak kelimelerden anlam türetmekse, sinema da nesnelerden görüntü yaratmak olsa gerek. Muharrir, aynı kelimelerden kaç anlam çıkarabilir bilemez ama, O’nun, bir nesneden sonsuz görüntü yaratmaya yakın durduğunu rahatlıkla yazabilir.