Hasan Sever ile Çocukluğun Gölgesi üzerine söyleşi – Video

2 Mart 2025 Pazar günü, İsviçre’nin Zürih kentinde, Ahmet’in (Pektaş) kolaylaştırıcılığında Mozaik Kütüphane’nin lokalinde “Çocukluğun Gölgesi” söyleşisi düzenlenmiştir. Söyleşi daha önce sosyal medya hesaplarımda peyderpey yayınlanmıştı. Burada o bölümleri bir araya getirip söyleşiyi tek parça olarak yayınlıyoruz. Söyleşinin tümünü dinlemeye zamanı olmayanlar için birkaç bölümün yazılı çözümlemesini ayrıca ilginize sunuyoruz.

İyi okumalar, iyi dinlemeler.

***

İran sinemasının duayeni Abbas Kiyarüstemi bir söyleşide ‘Dünyaya bir çocuğun gözüyle bakmaya çalışıyorum’ der. Onun da hikayelerinde genellikle çocuklar vardır ve  bazı hikayeleri tam da çocuklar üzerindedir. Yeri gelmişken belirteyim, İran sinemasından çok beslendim. Bu vesileyle onu yaratanlara şükranlarımı bildireyim.

Çocukluk bizim tek vatanımız. Öyle düşünüyorum. Çocukluğum Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Yoğunsöğüt köyünde geçti. Kırsal, Kürt ve Alevi bir köy. Bozkır köyü. Çocukluğuma dair hep güzel şeyler hatırlıyorum. Yokluk yoksulluğun olduğu bir yer. Çocukluğun Gölgesi bütün gıdasını 78-79 yılındaki o köyden aldı. O zaman 8 yaşındaydım. Çocukluğun Gölgesi birer kurmaca karakter olan  Ayşe ve Hasan’ın romanı ve onların gözüyle yazıldı. 

***

Devrimci öncüllerimin o coğrafyaya geldiğinde söyledikleri ve beni çok etkileyen cümle şuydu. Bunu devrimciler ilk kez Halto ile karşılaştıklarında söylediler:

“Maraş tapu kadastrodan geliyoruz, buranın haritasını yeniden yapacağız.”

Burasını çok etkileyici bulurum kendi adımdan. Çünkü devrimcilik biraz da yeni bir harita çıkarmaktır. Eveti benim öncülerim o bölgeye geldiler. Haritayı yenilemek, yeniden çizmek, insanları o haritada haritanın ait oldukları yerlerine yerleştirmek istediler ama gün itibariyle galiba başaramadık.


Başaramamış olmamız onun, o çabaların boşa verildiği anlamına gelmiyor. Önce bunu belirtmiş olayım. Dedim ki siyasal haritayı değiştiremedik acaba edebi olarak o bölgeyi haritaya yeniden alabilir miyizdi.

Bu roman onların çabalarının devamı olarak yazılmış olsun. Öyle kabul edin lütfen.

Şimdi Yüzbaşı ile devrimcilerin, Hasanlar’ın arasında geçen konuşmaya gelelim. Konu yıkmak. Ama neyi yıkmak? Konu insan ise bence insan yıkıldıktan sonra yeniden yapılamıyor. İnsanın yıkılmaması lazım. Yeni insanı ortaya çıkarmak eski insanı yıkmakla olmuyor. Çünkü insanı, maneviyatını yıktığın zaman o güne kadarki birikimlerini de yıkmış oluyorsun.Dünkü insanı bugünden koparamayız. Bugünkü insanı dünden koparamayız. Yarınki insanı bugünden koparamayız. Yani koparmaya, yıkıma gitmememiz lazım. Yıkım beraberinde o devrimin de yıkımını getirir diye korkuyorum. Bu yüzden çubuğu biraz Yüzbaşı’dan yana bükmüş oldum. Naçizane ben de Yüzbaşı’ya yakın düşünüyorum

***

Amcaoğlu Kalender memlekette yaşıyor. 100 koyunu var ve her gün dağda. Kalender bana sürekli fotoğraf çekip gönderdi. Kendisinden rica ederdim, şu açıdan şurayı çek gönder derdim, yapardı. Roman beslenmemi o fotoğraflarla yaptım. Bir gün Kalender bana şöyle söyledi: “Hasan abi sen burada değilsin değil mi?” Uzaktayken detaylara daha çok hakim oluyorsun. Demek istiyor ki unutmadın mı, bu kadar detayı nereden hatırlıyorsun? Unutmadım ama öte yandan elimizin altında teknoloji de var. Örneğin Google Earth var, başka dijital haritalar var. Bu açıdan biz şimdiki edebiyatçılar öncekilere nazaran çok daha şanslıyız.

Merak ederdim acaba Yaşar Kemal İnce Memed’i nasıl yazdı? Lisede okudum. Derdim ki büyük bir olasılıkla Yaşar Kemal’in duvarında koskocaman bir harita var. O haritada bir sürü yer işaretlidir: Hamide, Osmaniye, Payas, Toroslar, Binboğalar… Hatta İnce Mehmet eylem yaptıktan sonra Pazarcık tarafına falan kaçar orada çobanlık yapardı. Yıllar sonra öğrendim ki Yaşar Kemal doğup büyüdüğü bölgeyi yazmış, o kadar detayı bilmesinin esbabı mucibesi bu. Yani bir el uzatma mesafesindeki hikayeleri yazabiliyorsun. Yüzyıllık Yalnızlık’ta Marques doğduğu kasabayı yazdı. Yarım saat uzaklıktaki denizi bulduklarında bayram ettiler. Halbuki bir taş atımlığı mesafedir söz konusu olan. Ama o zaman her taraf vahşi ormanlık, yol yok yolak yok. Hem sonra Anna Karenina’da Tolstoy kendini de yazdı…

***

Benim bütün romanlarımda Nazım Hikmet yer alır. Sonuçta bu bir kurmaca, fantezi. Yüzbaşı da o bölgenin Nazım Hikmeti. Evet, yani nasıl  bütün coğrafyanın bir Nazım Hikmeti varsa Yüzbaşı da o bölgenin Nazım Hikmeti ve bunların yollarının bir yerde kesişmiş olması, tabii  belirteyim Yüzbaşı fiktif bir karakter, güzel. Keşke böyle bir şey olsaydı. Karşılaşsalardı. Birbirlerini çok severlerdi.

***

Hasan Sever ile Çocukluğun Gölgesi üzerine söyleşi.
Kolaylaştırıcı: Ahmet Pektaş
Zürih, 2 Mart 2025