ODTÜ Ekonomi Topluluğunun başkanlığına seçildiğim 1993 yılında, topluluğu tanıtmak ve biraz da yapılacak işlere dair öneri ve tavsiyeler almak üzere sık sık hocaların katına çıkardım. O ziyaretlerin birinde güzel Hocam Fikret Şenses ile uzunca sayılacak bir sohbetim olmuştu. Bu hatıram hep canlıdır zihnimde. Yine hatıramda tazeliğini koruyan bir görüntü de bölümün genç ve “havalı” hocalarından Eyüp Özveren Hoca ile ayaküstü görüşmem olmuştu. Tam olarak ne konuştuk hatırlamıyorum ama hafızam beni yanıltmıyorsa “Tepeden değil tabandan örgütlenin” minvalinde bir şeyler söylemişti. Bu benim gibi keskin bir “Leninist“e edilecek söz değildi ama sesimi çıkarmamıştım. 😉
Çok sürmedi sürgün hayatım başladığı için bir daha hocalarımla yüz yüze gelmek mümkün olmadı. Her ne kadar Zürih üniversitesinde öğrenciliğe devam ettiysem de “kalbim ODTÜ kaldı.”
Arkadaşlarla yaptığımız uzaktan sohbetlerde Eyüp Hoca’nın adı sık sık geçerdi. Yıllar sonra ilk romanım “Birazcık Halil”e dair kaleme aldığı derinlikli ve titiz yorumuyla ilişkimiz tekrar başladı. Sağ olsun danıştığım her konuda hiç yüksünmeden yardım etti. Hatta, bunu ilk kez yazmış olacağım, “Çocukluğun Gölgesi”nin arka kapak yazılarına son şeklini veren kişidir kendisi.
Bu arada yıllar sonra da olsa şairliğini öğrendim. Eyüp Yaşar mahlasıyla kaleme aldığı, YKY’den çıkan ve maalesef baskıları tükenmiş olan iki şiir kitabı kitaplığımızda, imzalanmış halde müstesna yerlerinde duruyorlar. Hayıflanıyorum… Öğrenciliğimde Eyüp Hoca’nın şiir yazdığını, edebiyatla ilgilendiğini bilseydim, hırçın gençlik özgüvenimle kapısını çalar, ‘şiir konuşmaya geldim’ derdim. Her halde odasından kovmazdı diye düşünüyorum… 😉
30 yıl sonra ODTÜ Vişnelik’te yüz yüze geldiğimizde artık şair-yazar olmuştuk. Bundan daha da mühimi aynı yaşlarda kızlarımız vardı ve ikimiz de kız babasıydık. Yine de bir öğrencisine beni tanıştırırken “Bir yazar dostum” demesine gönül koymadım değil. Kendisine de söylediğim için yazıyorum: “Hocam, lütfen bir daha ‘bir öğrencim’ diye başlayın cümleye, gerisini nasıl tamamlarsanız tamamlayın.”
Evet, öğrencisi olmaktan onur duyduğumuz Hocalarımız oldu bizim, ne mutlu bize.
Eyüp Hoca ile Vişnelik’te başlayıp kampüste devam eden sohbetimiz dört saat sürdü. İtiraf etmeliyim ki daha çok kendisini konuşturdum. Bir dört saat daha otursak yine de yetmeyecekti arayı kapatmaya ama neylersin, ‘hayat kısa, kuşlar gider yasına’… 😉
Bir iki şeyi daha not edip bitireceğim yazıyı. Daha önce göndermiş olduğu bir fotoğrafta “Çocukluğun Gölgesi”nin ilk cildini okuduğunu görmüştüm. Cildi imzalatmak için yanında getirmişti. Müsaade isteyip kitabın sayfalarına göz gezdirdim. Neredeyse her tarafa notlar almış, cümlelerin çoğunun altını çizmişti. “Hocam bu altını çizdikleriniz olmuş mu yoksa düzeltilmesi gereken yerler mi?” diye sordum. Gülümsedi. İçimden ‘30 yıl sonra iktisattan olmasa da edebiyattan curve’i geçtik* galiba’ dedim. 😉
Son notum şu: Eyüp Hoca’nın yemek yeme zarafetini yazabilmeyi çok isterdim ama yazarlığım henüz o kalibrede değil. Benim gibi yatılı okuldan kalma alışkanlıkla çalakalem yemek yiyen biri için büyük estetikti. Sadece şu çağrışımla şansımı denemek isterim: Nazım Hikmet, ressam Nazmi Ziya Güran ile ilgili bir anısını anlatırken şöyle der: “Ön ayağından başlayarak muhteşem bir at çizdi.”
Bir sonraki görüşmemizin Zürih’te olacağını kararlaştırıp ayrıldık.
Hocam, söz vermişliğiniz artık kamuya mal oldu, ona göre.
Hasan Sever
Zürih, 21 Ağustos 2025
* Curve’i geçmek (Korvi geçmek / Korve basmak). Odtü’de bir sınavda sınıf ortalamasının üstünde not almak için kullanılan tabir. Genelde CC notuna denk gelir.
