Bir insanı sihirle öldürmeden önce kahvesine birkaç damla siyanür koymanız gerekir.

Tam da yerine gelmişti. Binlerce insana, “işte sonucum” der gibi bakarken, binler de ona aynı şekilde bakıyordu: “İşte sonucumuz.”

Bayraklara gelince: Onları, ülkemin şekil almamış, kıvamını bulamamış protestolarından da tanıyorum. Hep düşünürdüm, bu bayraklar niye taşınır diye? Burada da karşıma çıkınca beynimdeki fotoğraf biraz daha netleşti.

Anadolu’nun, haritadan ve devletten uzak bir Alevi köyünde dünyaya gelirseniz, tanrıdan azat büyürsünüz. Bu, sahip olup olabileceğiniz tek ve en büyük mükafattır. Ortaokul iki öğrencisi olarak, 12 Eylül’ün dört adım ötesinde ve Ankara Sıhhiye’de bu soruyu sormanız büyük bir düşünür olacağınıza delaletten çok, sistemin firesi olduğunuza işarettir.

Takdim

Merak ediyorum, acaba hangi cümleyle işe başlamıştır? Derimin rengini sevmiyorum ya da derim biraz daha açık renkli olsun mu demiştir? Ya da, kestirmeden, ben beyaz adamdan da beyaz olmak istiyorum mu demiştir? Doğrusu, aklımı ve fantezi dünyamı zorlamama rağmen o anları, ilk sahneyi yani, bir türlü kuramıyorum beynimde.

Her sabah yanından geçip mesaiye gittiğim Zürih-Stauffacher’daki St. Jakob kilisesi, yaklaşık iki yıldır renove ediliyor. Duruma bakılırsa renovasyon çalışmalarının sonuna gelinmiş görünüyor. Ortaya çıkan duvar güzelliğine, her yanında geçişimde durup bakıyorum. Gerçekten büyük bir nezaket ve ustalıkla renove edildi.

Zor!

Bazı şeyler hakkında yazmak, konuşmak zor. Mesela yalnızlığın kaç çeşidi vardır? Ucundan kıyısından mağduru olduğum Hücre Yalnızlığı, yalnızlıklar içinde kaçıncı sırada gelir? Mesela, o yalnızlığın içinde 150 gün kalabilmek! 

Ne dünya benim etrafımda ne ben dünyanın etrafında dönüyorum.

Doğululuğum yaşayan; batılılığım onu anlatan tarafımdı…