Neden bilmem, söze, “Mesele iki ağaç meselesi değil” diye başlıyoruz. Oysa neden olmasın! İki Ağaç, koskoca İki Ağaç için devrim yapsak fena mı olur! Gerçi insanın hesabının tutulmadığı yerde, ağaca devrim yapmak cümlede biraz eğri duruyor ama, olsun, onu da devrimle düzeltiriz.
Category Archive: Siyaset
6 Şubat 2023 Pazartesi saat 13.24’te meydana gelen Elbistan Depremi’nde yitirdiğimiz gencecik öğretmenimiz Sevim Çolak’ın aziz hatırasına; depremde kaybettiğimiz tüm canlarımıza…
“ben bu yürek yarasını
bir gece elbistan’da duymuştum*”
“Seyir var seyir içinde”
İsimlendirme insanlığın en büyük soyutlamalarından biridir. Ve her büyük soyutlamanın arkasında büyük bir somut bulunuyor. Zaten bilim de bu büyük soyutlamanın ürünü olarak karşımıza çıkıyor… Einstein’ın enerjiyi, kütle ile ışık hızının karesinin çarpımına eşitleyen o sade, görünüş itibarıyla basit formulasyonu da en nihayetinde bir adlandırma oluyor…
Bu Babımız sol adlandırılma ile sol yaşama(ma) üzerinedir…
Kararmış bir sonbahar gününde iniyorum şehre. Limmat şehri kapatmış göğün perdelerini, yağıyor. Tramvay camına çarpan yağmur damlaları, tramvayın hızını ele verircesine, yere bir paralellik gayretinde süzülüp akıyorlar aşağıya. Tramvay şehir merkezine yaklaştıkça kalabalıklaşıyor ve hat karakterinden arınıp herkesin oluyor. Zürih tren garının üniversiteye bakan tarafındaki durakta inip Central’e yürüyorum. Gayem, Central’den Polybahn’la ETH’nın terasına çıkmak ve bu yağmurlu havada şehri seyretmek. Beynimde haber ekranlarının alt kısmında dönen haber bandı gibi durmadan, “Türkiye-Ermenistan ilişkilerini normalleştirecek olan protokol Zürih’te imzalanacak” anonsu dönüyor.
Siyasetle uğraşanların malumudur: İktidar kirletir. Kirletir çünkü iktidar statükoyu korumadan yana tavır koyar. Bu tavır onun tercihi değil zorunluluğudur.
Acı Amarika’nın olunca, ağıtçısı çok oluyor.
Özgürlük esaretle aynı madalyonu mu paylaşır? Havaya atılan bir para, özgür gelmezse esaret mi gelmiş olur? Her iki soruya da net bir yanıtım yok. Yalnız, bildiğim bir şey var; bu işin, yani özgürlük-esaret seçiminin, kumarı olmaz. “Ballı” zenginlik olur, “deliksiz” üç sayı atılır ama “haybeden” özgürlük olmaz; en azından şimdiye kadar olmadı.
Her gün kendi ellerimizle alıp götürüyoruz. Ofislerin, üretim atölyelerinin, inşaat sahalarının insan sıcaklığından uzak köşelerine, henüz açılmamış göz ve zihinlerimizle bırakıveriyoruz. Kah klavyeye değen parmak uçlarımızdan, kah metali kavrayan avuç içimizden, kah cümle olup dil ucundan sonsuz bir deryaya akıyoruz. Hayatımızı kazanmak için hayatımızı tüketiyor olmamız ne kadar da ironik.
“Amorti de yok mu?”
Onun sinemasını yapmak, sinemasının ulaştığı prestiji yakalamak, karizmasında bir hayat sürmek, vicdan ölçülerinde kabul görmek fakat bütün bunların gerektirdiği eziyeti çekmek istemiyorlar. Yazının özeti budur. Günümüzün hızlı hayatı, büyük tahlilleri, uzun cümleleri katlanılmaz kıldığından, işbu özet girizgaha alınmıştır.
“Ördek gelir su başını göl eder”
Afyon Türküsü
Bu yazı, bir sene boyunca beynimin yazı ambarında bekletilmiş ve herhangi bir yazım kaidesine bağlı kalınmadan klavyeye aktarılmış bir monologdur. Ve bu yazı aynı zamanda, Türkiye’den yayın yapan NTV adlı televizyon kanalının “Yeşil Ekran” programının beynimde yarattığı düşünsel dalgalanmaların ve bu dalgaları absorbe etme çabalarım sırasında yaptığım iç konuşmalarımın bir özetidir. Paragraflar arası bağlantıların bir kısmının paragrafların oluşum anında vücuda geldiğini ve sonrasında kelimelerin içinde eridiğini düşünüyorum, dolayısıyla, yazıda, bütün bağlantıların mevcut olduğunu iddia edemeyeceğim…
