“Dut ağacının en uç dalına tırmandığım zamanlar

Tatlısından anlardım en az bal arısı kadar*”

K. Sever

Armudun iyisini ayının yediği söylenir ya insan merkezli bir cümledir. Yaşam bendini tümüyle tarlasına çeviren insan, o bentten ara sıra su içmek isteyen diğer canlılara karşı böyle küstah cümleler kurmuştur. Doğa, doğanın sakinleri ve onların yaşama hakkı düşünüldüğünde, dağ başındaki armudu yine dağın başına yuva oymuş ayıdan başka kim yemelidir? “Bencilliğimizden” bulalım!

Kent yalnızlığın çoğulu, çoğulların yalnızlığıdır. Her kent kendi içinde her kentli kentin içinde yalnızdır. Ankara’nın bozkır, Zürih’in ortaçağ kokan sokakları hep tek başınadır. Çünkü kent, insanlığın yalnızlığı envanterine aldığı noktada vücut bulmuştur.

Ortaokul arkadaşlarım, beni muhtemelen “Abur cubur Abdullah”ı söyleyen çocuk olarak hatırlıyorlardır. Okuldan gündüzlüler el etek çekip, akşam etüdü de tamama erdirildikten sonra, yatakhanelerimize geçer ve on on beş dakika süren harikulade yatakhane muhabbetleri yapardık. 1980’lerin ortası, Mahzuni yeni bir kaset çıkarmış. Kasetin adı “Abur cubur adam”