Uzun yıllardır İsviçre’nin Zürih kentinde yaşayan Yazar Hasan Sever’in son kitabı “Çocukluğun Gölgesi: Poyraz – Bozkış“ Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı. Üç ciltten oluşan bu roman çalışmasını önümüzdeki aylarda; “Ayaz – Çığ“ başlıklı ikinci, “Mavi“ başlıklı üçüncü cilt takip edecek.
hasan sever
“Nedir bu damarın kaynağı?” soru ve merakıyla başladığım hikayenin sonunda, o damarın herhangi bir parçası olarak aradığım şeyin içinde kaybolduğumu fark ettim.
Bir maniniz yoksa Temmuz’da buluşalım …
Jean Giono’nun “Ağaç Diken Adam” hikayesini yeni okudum. Neredeyse yüz yıl arayla ve “doğu” “batı” farkıyla benzer bir karakteri yazmışız. Hikayeyi geç okumuş olmayı okur noksanlığıma ve yazar talihime yorup, bu yazıya vesile olan hikayeye geçiyorum.
“Gökyüzü olmazsa hepimizin yüzü düşer.”
–Hasan Sever (2015), Birazcık Halil, s. 91.
Kitaplar vardır, okuduktan sonra içinize işler. Bir süre tıkanır kalır, bir sonraki okuyacağınız kitaba geçemezsiniz. Bu süre zarfında, kimi kez kitabın konusu kafanızı kurcalar, ya kurgusunun dolambacında dolanır durursunuz, ya kişileri ete kemiğe bürünüp zihninize yerleşirler, ya da küçücük ayrıntıları, üzerine git gide büyüyen bir büyüteç tutulmuş gibi, koskoca olaylara baskın çıkar; her şey soluklaşıp silinirken geriye bir tek onlar kalır.
Türkiye son 20 yılda en büyük sermayesini toprağa gömdü ve devasa binalar dikti. Peki yapılanlar ne kadar doğru? Yapılan binaların doğa ve çevreye etkileri neler? Bu soruları ODTÜ Ekonomi Topluluğu’nun kurucularından Yazar Hasan Sever’e sorduk. Sever; “Siz kentle öyle kafanıza göre oynayamazsınız. Kolektif hafızalardır kentler ve mukimleri gibi edebiyatçılar için de bu çok mühimdir.” diyor
-//-
Gün Zileli’nin “‘Gebertme’ Oyunu”; Metin Çulhaoğlu’nun “Obama Hangi Mesajı Verdi” yazılarını devamla…
“Zekanın fazlası şeytan çağırır” diye yazdığımı hatırlıyorum. Öyle uzun boylu bir düşüncenin arifesinde edilmiş bir laf değildi benimki. Biraz içgüdüsel biraz da zekadan duyduğum korkunun ürünüydü bu söz ve pek tabiidir ki sözümün arkasındayım. Zeka, sanatsal estetikten uzak olduğu zaman, gerçekten ürkütücüdür zira zeka, madde alemine aittir ve şeytan dünyaya dairdir. Ama sanatsal üretimin törpüsünden geçen zeka ki en billur hali Can Yücel’de mevcuttur; muhteşem lezzettedir. İsteseniz bir düşünün: Yücel’in şiirlerinin son dizeleri tahmin ötesi ve şiir zekasındadır…
Sanat, durmamızı, derin bir nefes almamızı, güneşin ışıdığını, ayın göğümüzde parladığını, suyun çağladığını bize hissettirir. Dünyanın telaşını sırtında taşıyan bir karıncanın ayak seslerini nasıl duyarız? Duyabilir miyiz? Durmadan toprağı eşen bir köstebeğin sandığımızın tersine sonsuz ve aydınlık dünyasını nasıl algılayabiliriz?
