Kimseye “yağniş hisap” yapmadı…

Sevgili Amcam,

Bu sene bir kaç gün geciktim.


Elimde iki yıldır emek verdiğim bir uzun hikaye vardı. Ha bu gün ha yarın derken dün gece = bu gün sabaha doğru “xalas” oldu. 

Sevgili Amcam, kaç gün oldu ki düşünüp duruyorum; daha doğrusu hayıflanıyorum. Kendi kendime, neden o hikayeyi kayıt altına almadım ki deyip, yine kendime kızıyorum.

(On)Bir yıl oldu!

Koca bir yıl geçti Mam Hasan! Seni güneşin gölgesinde, seni ayın karanlığında, seni yağmurun kuruluğunda toprağın üstüne bırakalı, koca bir yıl geçti.

Fotoğrafı karşıma, Mahzuni’nin “Kanlım Olursun” kasetini teybe koydum. Gayrı, “Elbistan düzünün bir taşıyım ben.”

Sevgili Amcam, 

Sana bu sefer, her seyrettiğimde seni hatırladığım, seni her özlediğimde izlediğim bir filmden bahsedeceğim. Filmin adı Dersu Uzala. Çok uzaktan bir hikaye. O kadar uzak ki, dünyanın yuvarlağına el uzatsan, hikayeye parmakların değer; o kadar yakın yani.

Evimiz kuzeye bakardı. Poyraz rüzgarını oradan bilirim. Coğrafya kitaplarının, “Poyraz, kuzey-doğudan esen bir rüzgardır” demesine bakmayın, o başına buyruktur, isterse güneyden bile eser.

Hangi yaramızı sağalttı ki Ankara!

Kürt inadıyla, inatların en güzeliyle yaşadın.

Bazı yemeklerin sıradanlığı yoktur; onlar, çamurdan da yapılsa asaletlidirler. 

Annem duyarlılığında bir acı saplanıyordu bedenime. Nar ağaçlarından suyunu almış, nar kırmızısında, çıkmaz bir lekeydi gurbet.