“Ayaz yüzümüze çarpıyor, Çığ içimize düşüyor.”– Ayşe Bayraktar Çakır

Bozkırın rüzgârı bu kez daha sert esiyor…
Ayaz yüzümüze çarpıyor, çığ içimize düşüyor.


İlk ciltte temelleri atılan hikâye, ikinci ciltle birlikte İstanbul ve Ankara’ya uzanıyor.

Yüzbaşı ve Halto’nun yolculuğu, Mehmet öğretmenin gönüllü sürgünü ve Hasan’ın birdenbire ortadan kayboluşu…

Her biri hikâyeye yeni bir kırılma, yeni bir derinlik katıyor.

Hasan Sever’in dili yine çok güçlü. Bozkır insanının düş ve düşün dünyası öyle sahici aktarılmış ki okurken satırlardan rüzgâr geçiyor gibi hissediyorsunuz.

Roman sadece bir hikâye anlatmıyor; geçmişle geleceği aynı gedikte buluşturuyor. Dün’ün inadı ile yarın’ın gölgesi yan yana duruyor.

Kitapta en çok etkilendiğim şey şu düşünce oldu:
“Mutsuz olabilirim ama asla umutsuz değilim.”

Tam da romanın ruhu bu aslında. Zor zamanlar, talihsiz bir çağ, yaklaşan bir çığ…

Ama yine de umutla umutsuzluğun yan yana yürüdüğü bir hayat.

Bozkırdan şehirlere uzanan bu hikâye; kültür, inanç, mücadele ve insanın iç yolculuğu üzerine güçlü bir anlatı sunuyor.

Eğer derinlikli, düşünsel ve atmosferi yoğun romanları seviyorsanız bu seri tam size göre.

Ayşe Bayraktar Çakır
21 Şubat 2026

Kaynak: https://www.instagram.com/p/DVAfR4jAqZZ/