12 Eylül askerî darbesine beş kala; Anadolu’nun sert rüzgârları ve kızgın güneşinin altında, Elbistan-Malatya civarında geçen bir bozkır hikâyesi…
Yoğunsöğüt Köyü’nün öğretmeni, okul lojmanının penceresinden görünen karla kaplı tepedeki ceviz ağacının görüntüsüne dalıp gitse de aslında beklediği bir haberdi; hoş, kara kışta yollar kapalıydı ama…
Köy sakinleri; aynı kara kışa rağmen her gelişi düğün bayrama dönen, köy köy dolaşıp geçmişin kültürel emanetlerini anlatan Derviş Yüzbaşı’yı bekliyorlardı, yanındaki çırağından habersiz.
Askerden dönen Hasan ki köyde Hasan bol; bu, Ayşe’nin ağabeyi, İstanbul’a gitme sevdalısı Hasan… Dayısının da çağırmasıyla İstanbul’da alıyor soluğu, anasının gözü yaşlı ağıtları eşliğinde…
Elektriğin olmadığı ama birleştirilmiş sınıflarda eğitim öğretim görülen bir okulun sınıfında, sahnenin olduğu bir zaman…
Ya da Ayşe’nin çizdiği resimde, karla kaplı tepedeki ceviz ağacının yeşil yapraklarının olduğu bir zaman…
Veya Yüzbaşı’nın tüm köy çocuklarını gaz lambasının aydınlattığı bir odada toplayıp hikâyeler anlattıktan sonra onlara kalem ve kuru üzüm verdiği bir zaman…
Sobanın çıtırtısı, rüzgârın uğultusu, beyaza bürünmüş sokaklarda ayak izleri…
Onların muratlarına erip bizim kerevete çıkmamıza daha iki kitabın olduğu bir zaman…
Cihan
24 Şubat 2026
Kaynak: https://www.instagram.com/p/DVJuG-qDHx3/
