Mavi’mize…
Mavi’nin yazımı bitince anlamadım ama son okumayı yaptığımda idrak ettim ki yolculuk bitti. Hikaye bitmiş, benden çıkmıştı. Yazanlar bilir, boşalan bir masanın kederi çoğunlukla katlanılmazdır. Öyle oldu.
Altı yıl birlikte olduğum, ağladığım, güldüğüm, gündüz düşünü gece rüyasını gördüğüm, gerçek zamanla kurmacanınkini karıştırdığım bir ilişkinin sonuna gelmiştim.
Ayrılıyorduk…
Poyraz, Bozkış, Ayaz, Çığ derken zaman birden Mavi bir mevsime geçmişti. Mevsimin ötesi de berisi de felaketti. Yazar aklıma, yüreğime şunu sordum: Gerçek mi bu, var oldu mu böyle bir mevsim?
Bilmiyorum…
Bugünden düne bir dilek tutmuştum. Geçmiş değişmez diyenlere inanmayın. O, bazen yarından da çabuk değişir. Buydu gayem. Yüreğimize oturmuş acıların damlaya damlaya damlamasından var olmuş bir edebi dilek gölü; ya tutarsa!
Ne kadar uzun tutarsanız tutun; ister masal ister destan, her şey gibi o da biter. Çocukluğumun Bozkış gecelerinde anlatılan çîroklar gibi olsun istedim. Canım acıya acıya, her gece gözlerime avuç avuç tuz basarak yazdım. Derviş çilesinden keyif alır derler ya, o hesap.
Gel ki devir değişti deniyor.
Öyleyse bile değişmeyen bir şeyler olmalı içimde.
Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde, Avrupa’nın ortasında, Zürih şehrinin sırtını Üetliberg’e yasladığı semtin penceresi güneye bakan bir evinde, başımı her sola çevirdiğimde yüz gözüyle beni gözleyen Dalıgüzel’in şahitliğinde yazdım.
Günden arta kalan son nefes, son enerjiyle oturdum yazı masasına. Ve yalan yok, müteşekkirim, her seferinde mucize kabilinden, bilmediğim bir yerlerden doğup gelen bir ırmak geçti içimden.
Velhasıl …
Kararmış göğün şuncacık soluklandığı bir anda Mavi mevsim yaşandı. İstedim ki onu anlatayım size. Bir gün zamanda öyle bir ana denk gelirseniz lütfen bu dediklerimi hatırlayın ve sımsıkı sarılın ona.
Bozkır bilgeleri der ki, zaman istediğinden değil sahiplenilmediğinden ötürü kaybolup gider…
Hasan Sever
Zürih, 16 Aralık 2025
