Kaynağını unuttum ve tüm çabalarıma rağmen (henüz) bulamadım. Bir kapitalistin kar karşısında nasıl davranacağını belirten bir tespitti ve şöyle sonlanıyordu “… Bir kapitalist, yüzde üç yüz kar gördüğü yerde, ipe gideceğini de bilse yatırım yapar.” ABD’nin Irak’a girmesiyle meydana gelen ve hala devam eden kaos ortamına rağmen firmaların ihale kapmak için verdikleri canhıraş çaba, hakeza Afganistan’da meydana gelen kaçırma eylemlerine rağmen orada iş yapma dürtüsü ve nihayetinde Aden Körfezi’ndeki “güvenlik” zafiyetine rağmen devam eden mal sevkıyatı bu tespitin güncel örnekleri olarak karşımızda duruyor.. Bütün bunlar bir kez daha gösteriyor ki asl’olan insan yaşamı değil yatırım karlılığıdır.
Author: hasever
Şaka da olsa, ki her şakanın en az yarısı ciddidir denir, isimlendirmeye itirazım var. (Avrupalı entelektüelin kilise eleştirisi, benim cami eleştirimden daha köklü olduğundan, düşünsel devamlılığı da benimki kadar kopuk değildir. Onun eleştirel duruşu düşünsel devamlılığını, benim eleştirel duruşum düşünsel kopukluğumu tetikliyor.)
Son yazılarından birinde ruh halini “ürkek bir güvercinin ruh hali” diye tanımlayan Hrant Dink, “ama biliyorum ki bu coğrafyada güvercinlere dokunulmaz” diyerek belki de niye hedef seçildiğinin ipuçlarını vermiş oluyordu. Yüzü gibi yaşama aydınlık bakan, aydın kaderine razı daha doğrusu aydın kaderi tercihli Hrant, yine mütevazı, yine sade duruyordu yaşam terazisinde…
Kurutulmaya bırakılmış bir fotoğraf gibi sarkıyor zihnimde. Karanlık odalarda kan ile tap edilmiş, siyah tonu ağır basan siyah-beyaz bir fotoğraf…
1960’lı yılların ikinci yarısından ‘70’li yılların ortasına kadar sürmüş bir furyadan arta kalan iki kelime: “Hepsini Öldürün!” Sinema yönetmeni, seyircisine karşı o denli büyük bir güvensizlik içindedir ki, ona “doğru”yu göstermek için neredeyse sinema perdesinden fırlayıp, salonun ortasında bas bas bağırır: “Ulan sayın seyirci bak bu kötü, hem de çok çok kötü, anlıyorsun değil mi?”.
Gün Zileli’nin “‘Gebertme’ Oyunu”; Metin Çulhaoğlu’nun “Obama Hangi Mesajı Verdi” yazılarını devamla…
“Ekmek yedim, su içtim ben nasıl yadsıyayım”
Hasan Hüseyin Korkmazgil
Günlük tartışmalarımın kapitalizmle ilgili olanları sonrasında hep şu duyguya kapılırım: “Yine havanda su dövdüm” Gerçekten de, bu tartışmaların sonrasında, üstüme başıma sinmiş bir aptallıkla kirlenmiş bulurum kendimi. Bütün enerjimin vücudumdan boşaldığı, özellikle kollarımın tonlarca ağırlıkta olduğu hissine kapılırım. Yaprak kıpırdamaz içimde. Tartışmanın içindeyken göremediğim ve dillendiremediğim yüzlerce argüman üşüşür kafama ve ben hep, söylediklerimin çok çok yetersiz kaldığı duygusuyla baş başa kalırım. Aynı duyguyu başka hiçbir tartışma sonrasında yaşadığımı hatırlamıyorum (İnanan biriyle tanrının varlık-yokluğunu tartışmamayı ortaokul yıllarımdan beri ilke edinmişliğim bir tarafa tabii)
(Neyi..?)
Efsane yoktur, ona inananlar vardır; diye yazsam, çok mu kırıcı olurum!
Türkiye futbol tarihinin, belki de, en insani demecini vermiş futbolcu, şampiyon takımdan uzaklaştırılınca kimsenin sesi çıkmadı ve ses çıkaranların da çarkın gücüne gücü yetmedi ya, işte orda kırıldık. Şimdi bakıp futbol sahalarına, bunca saçmalığın nereden türediğini düşünüyoruz. Yanıtı basit aslında: Hepimizden. Futbolu seven sevmeyen herkesin tuzu var bu çorbada. Yaşanan ortak bir hayat varsa çünkü, bu hepimizin yazdığı bir hikayedir.
Yazıya aktarılanın veya filme kaydedilenin idealize edilmeyle malul olabileceğini kabul ediyorum. Ama bu, hikayenin gerçeklikten ipucu almadığı anlamına gelmez. Zaten aktarılan hikaye gerçekliğe bağlı değilse dikkat dışıdır; unutulur ve unutulması insanlık hafızasının zayıflığına sebebiyet vermez. Sanatın, onun üreticisi olan sanatçının ve tüketicisinin (sanatseverin) üzerinde yer edindiği düzlem, pek şaşırtıcı olmayan bir biçimde, ideal ile gerçeklik arasındaki salınım çizgisinde konumlanır. Sanatsal üretim bu konumlanmaya binaen aromasını ideal ve yaşama dair olmadan alır ama meyil gerçeklikten yanadır. Bu biz insanların bir eksikliği değilse de gelişmişliği de sayılmaz. Ve sanat tam da bu eksiklik-gelişmişlik tartışmasının tetikleyicisi ve sonucu olarak ortaya çıkar.
