Kent yalnızlığın çoğulu, çoğulların yalnızlığıdır. Her kent kendi içinde her kentli kentin içinde yalnızdır. Ankara’nın bozkır, Zürih’in ortaçağ kokan sokakları hep tek başınadır. Çünkü kent, insanlığın yalnızlığı envanterine aldığı noktada vücut bulmuştur.
Author: hasever
Yılla önceden bir Sergen yazısı…
Belki geç doğdu futbol dünyasına belki de yanlış mekanlara bağladı düşün dünyasını ama hepsinin ötesinde, farkında olsun olmasın, o bir futbol sanatçısı…
Fotoğrafı karşıma, Mahzuni’nin “Kanlım Olursun” kasetini teybe koydum. Gayrı, “Elbistan düzünün bir taşıyım ben.”
Sevgili Amcam,
Sana bu sefer, her seyrettiğimde seni hatırladığım, seni her özlediğimde izlediğim bir filmden bahsedeceğim. Filmin adı Dersu Uzala. Çok uzaktan bir hikaye. O kadar uzak ki, dünyanın yuvarlağına el uzatsan, hikayeye parmakların değer; o kadar yakın yani.
Akıl ermez şu feleğin işine
Arsa ile arazi arasındaki farka hiç kafa yormadım. Fark var mı onu da bilmiyorum. Ama biliyorum ki adına doğa dediğimiz büyük bedenimizin katmanları arasında ömür denen en kıymetli madenimiz yatar.
Şöyle anlıyorum:
Kahramanlarımız, Holmes’un evindedirler. Şöminenin ateşinden aldıkları ateşi, çubuklarının ucunda tüttürmektedirler. Holmes, koltuğuna kurulmuş, bacaklarını uzatmış; Watson, nispeten daha derli toplu bir vaziyette oturur haldedir…
Hepsi uydurma…
Eski adı AŞOT’tu. Çirkin ve kirliydi. Payitahta yakışmıyor denip, Söğütözü’ne taşınmasına karar verildiğinde ismi de değişti. Neymiş efendim Aşot, Ermeni ismiymiş. Sene 1995’te Söğütözü’ne bina edilen terminalin yeni ismi ise AŞTİ oldu. Tarihin seyrine paralel, Türk’ün makus talihi, Ermeni’den kaçarken Kürt’e tutulmuştu. Gürültü patırtı, vay efendim Aşti Kürtçe, manası da barış (Aştî), gizli bir ajanda çalışıyor falan filan dendi ama esas Moskofluğu kimse fark edemedi: O zamanlar Sovyetler’in tepemizde dolanan uzay üssünün adı Rusça’da barış anlamına da gelen Mir’di (Мир).
İnka mirasıdır. Domates, fasulye, biber ve mısır gibi tee Kuzey Amerika’dan, zamanın sömürgeci gücü İspanyollar’ın gemi ambarlarında gelmiştir. Avrupa topraklarındaki ilk filizini 16. yy’ın ikinci çeyreğinde sürdüğü tahmin ediliyor.
Misal, Genç Mehmet (Fatih Sultan) tadamamıştır.
