12 Eylül’ün yaklaştığı şu günlerde ağzını açan vicdandan bahsediyor. Memleketi kıskacına almış siyasi liderler, çıktıkları her sahnede hem marifetlerini hem de rakiplerinin açıklarını sergiliyorlar. Aslında eğlenceli bir iş. Ve hatta diyorum ki siyaset, doğrudan hayatlarımıza nüfuz etmese, iyi bir tedavi yöntemi de olabilir. Doldur-boşalt, ver-kaç, al-ver, indir-kaldır vesaire vasaire.

Müsaade etmedik! Haindik biz, vatan haini!

Epeydir yazayım diyordum, fırsat olmadı. Hazır konuyu netleştirmişken peşrev niyetine alkole dair bir iki cümle kurmak istiyorum. Malum, sağlığa zararlı; tersini iddia eden de yok zaten. Fakat her seferinde, kendilerini, hiç semtine uğramadıkları bilimin yerine koyup söylüyorlar ya, gına geldi.

“Gönül ne kahve ister ne kahvehane, maksat muhabbettir gerisi bahane”

Nereden geldiği belli olmayan hüznün içinde, parasız yatılıda geçen talebeliğini; burs almasa mümkün değil gidemeyeceği dersane günlerini, memlekette standara bağlanmış yoksulluklarını düşünüyordu. Geçmiş, yamalı elbiseden farkısızdı.

90’lı yılların başında, Ankara Metrosu yapımı nedeniyle Batıkent otobüslerinin Kızılay durakları sık sık yer değiştirirdi.

1988 yılında, lise içi düzenlenen futbol turnuvasında finale çıkmıştık. Ankara Atatürk Lisesi’nin şimdi otoparka çevrilmiş olan bahçesinde oynadığımız yarı final müsabakası hayatımın en büyük ve dramatik futbol müsabakasıdır.

“Ekonomi Topluluğu’nu kursanıza.” dedi Bülent.