Bir fotoğrafın fotoğrafı…

Ne çok etkiye açık yaşıyoruz. Cümle bedenimiz, gün yirmi dört saat çalışan bir teleskoba benziyor. En çok gözlerimizi kullandığımızı düşünüyoruz ya; değil, en az onları kullanıyoruz. Gözler, daha ziyade algılarımızı sıradanlaştırmaya yarıyor. Belki de bu, bir yaşam stratejisi. Öyle ya, baktığımız her şeyi görecek olsaydık helak olurduk.

Kaç zamandır her dinleyişimde, içimde bir parça muzırlıkla birlikte, Londra’da, Thames’a bakan köhne bir çatı katında, New York’taki sevgilisini düşleyen İngiliz’in, bestesi Talet Er’e, Güftesi Nadide Gülpınar’a ait, Kürdi makamındaki “İlkbahara bekle beni demiştin” şarkısını mırıldandığını düşünürüm…

Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Tüketimin sınır tanımadığını ve bu sınırın ağacın gövdesini çoktan aştığını bildiğim halde şaşırıyorum. Bildiğim bütün teoremlere ve ideolojik formasyonlara rağmen şaşırıyorum.

Bir şeyler oldu; hava duruldu, bulutlar uzak köşelere çekildi. Cızırtıyla çeken radyomuz tek sesli, tek nefesli birinin eline geçti. Babam, bu birini çok sevmişti. Pil bitecek diye türkülerden kısan kişi, bu adamın her programını hem de köşe bucak dinler oldu. Sanki piller bedavaya gelmişti. Sadece babam değil, bütün büyükler cümbür cemaat bu adamı dinliyordu.

Bu çorbada tuzum olsun istemiyorum. Aklımın erdiği, elimin klavyeye yettiği bir döneme denk geldiği için düşündüklerimi yazmakla yükümlü buluyorum kendimi. Üstüme vazife midir bilmem; olmadığını düşünüyorum, kaldı ki vazife olsa yapmamayı tercih ederdim zaten.

Müsaade etmedik! Haindik biz, vatan haini!

Nereden geldiği belli olmayan hüznün içinde, parasız yatılıda geçen talebeliğini; burs almasa mümkün değil gidemeyeceği dersane günlerini, memlekette standara bağlanmış yoksulluklarını düşünüyordu. Geçmiş, yamalı elbiseden farkısızdı.

90’lı yılların başında, Ankara Metrosu yapımı nedeniyle Batıkent otobüslerinin Kızılay durakları sık sık yer değiştirirdi.

1988 yılında, lise içi düzenlenen futbol turnuvasında finale çıkmıştık. Ankara Atatürk Lisesi’nin şimdi otoparka çevrilmiş olan bahçesinde oynadığımız yarı final müsabakası hayatımın en büyük ve dramatik futbol müsabakasıdır.

Rock için yetmişli yıllar neyse, Alevi deyişleri, geniş manada ozan kaynaklı Deyiş/Türküler için de 80’li yıllar aynı manaya gelir.