Rock için yetmişli yıllar neyse, Alevi deyişleri, geniş manada ozan kaynaklı Deyiş/Türküler için de 80’li yıllar aynı manaya gelir.

Kurumuş dere yatakları, Anadolu platosuna atılmış bıçak darbeleri gibidir; dilim dilim keserler bozkırı. Derelerin suyu son damlasına kadar çekilmiş, çakıl taşları güneşin yanığında kararmış ve bir masal ülkesi bereketi küçücük, yassı, düz taşlara gömülmüştür. Hüznün her tonuna vakıftır buralar.

Yazmak kelimelerden anlam türetmekse, sinema da nesnelerden görüntü yaratmak olsa gerek. Muharrir, aynı kelimelerden kaç anlam çıkarabilir bilemez ama, O’nun, bir nesneden sonsuz görüntü yaratmaya yakın durduğunu rahatlıkla yazabilir.

“Esnafa döner dağıttığımız güzergahta yaz boyunca inşaat vardı. Her zaman kullandığımız yolu, o yaz mahalle arasında, evlerin önünden zigzaglar çizerek geçebiliyorduk. Güneşli bir İsviçre sonbaharıydı.

Tevellüdüm 302’lere kadar uzar. Mersedes’in Anadolu yollarındaki toplu mesaisi, benim için bu numarayla başlar. Tıklım tıklım, sırılsıklam, sigara dumanı…

Hangi yaramızı sağalttı ki Ankara!

Kürt inadıyla, inatların en güzeliyle yaşadın.

Ingmar Bergman, Yaban Çileği filminde ölümü, akrep ve yelkovanı olmayan saate benzetir. Zaman vardır, var olacaktır, lakin kolumuz kanadımız olan akrep ve yelkovan düşmüştür artık. Zamanı değil, zamanımızı hiçbir daim gösteremeyeceğiz: Bitti. Das Ende.

Bazı yemeklerin sıradanlığı yoktur; onlar, çamurdan da yapılsa asaletlidirler. 

İbrahim, geçenlerde, “Hasan Abi, her konuda yazmışsın” deyince, şakayla karışık “Evet, bir yemek tarifi yazmadığım kaldı” dedim.

Yıl ya 90 ya da 91 olmalı. Nesimi Çimen’in konseri var diye duyduk.