Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Tüketimin sınır tanımadığını ve bu sınırın ağacın gövdesini çoktan aştığını bildiğim halde şaşırıyorum. Bildiğim bütün teoremlere ve ideolojik formasyonlara rağmen şaşırıyorum.

Bir çığlık yükseldi. Sanki her şey bir anlığına durdu: Rüzgar durdu, dal durdu, yaprak durdu, su durdu.

Bir şeyler oldu; hava duruldu, bulutlar uzak köşelere çekildi. Cızırtıyla çeken radyomuz tek sesli, tek nefesli birinin eline geçti. Babam, bu birini çok sevmişti. Pil bitecek diye türkülerden kısan kişi, bu adamın her programını hem de köşe bucak dinler oldu. Sanki piller bedavaya gelmişti. Sadece babam değil, bütün büyükler cümbür cemaat bu adamı dinliyordu.

Bu çorbada tuzum olsun istemiyorum. Aklımın erdiği, elimin klavyeye yettiği bir döneme denk geldiği için düşündüklerimi yazmakla yükümlü buluyorum kendimi. Üstüme vazife midir bilmem; olmadığını düşünüyorum, kaldı ki vazife olsa yapmamayı tercih ederdim zaten.

Wallahi ODTÜ’yü bize altın tepside sunmadılar. Anadolu’nun ortası malum, o malumun ortası Ankara ve Ankara hepimize malum: Başta Cemal Süreya olmak üzere çoğumuzun hatta hepimizin “en iyi kalpli üvey anası (1)” o. Üvey anamız, “Moskof”u reddedip, Atlantik ötesine mendil sallayınca, Amaraikalılar “yerinde” insan üretmek için memlekete hücum ettiler. İki şeyleri çok meşhur oldu: Ford kamyon ve ODTÜ.

12 Eylül’ün yaklaştığı şu günlerde ağzını açan vicdandan bahsediyor. Memleketi kıskacına almış siyasi liderler, çıktıkları her sahnede hem marifetlerini hem de rakiplerinin açıklarını sergiliyorlar. Aslında eğlenceli bir iş. Ve hatta diyorum ki siyaset, doğrudan hayatlarımıza nüfuz etmese, iyi bir tedavi yöntemi de olabilir. Doldur-boşalt, ver-kaç, al-ver, indir-kaldır vesaire vasaire.

Müsaade etmedik! Haindik biz, vatan haini!

Epeydir yazayım diyordum, fırsat olmadı. Hazır konuyu netleştirmişken peşrev niyetine alkole dair bir iki cümle kurmak istiyorum. Malum, sağlığa zararlı; tersini iddia eden de yok zaten. Fakat her seferinde, kendilerini, hiç semtine uğramadıkları bilimin yerine koyup söylüyorlar ya, gına geldi.

“Gönül ne kahve ister ne kahvehane, maksat muhabbettir gerisi bahane”