Siyasetle uğraşanların malumudur: İktidar kirletir. Kirletir çünkü iktidar statükoyu korumadan yana tavır koyar. Bu tavır onun tercihi değil zorunluluğudur.

Kan ter içinde içeriye girdi.
“Çok aradın mı burayı? Gelene kadar canım çıktı.“

“Canına kastım var, bilmiyor musun?”

Acı Amarika’nın olunca, ağıtçısı çok oluyor. 

Özgürlük esaretle aynı madalyonu mu paylaşır? Havaya atılan bir para, özgür gelmezse esaret mi gelmiş olur? Her iki soruya da net bir yanıtım yok. Yalnız, bildiğim bir şey var; bu işin, yani özgürlük-esaret seçiminin, kumarı olmaz. “Ballı” zenginlik olur, “deliksiz” üç sayı atılır ama “haybeden” özgürlük olmaz; en azından şimdiye kadar olmadı.

Çok meşhursunuz. Değil kelimelerinizin, harflerinizin bile okuru, takipçisi var. Söyledikleriniz veya yazdıklarınız anında milyonlarca kişiye ulaşıyor. Ve bu milyonlar bir sonraki “beyanatınıza” kadar son söylediklerinizi tartışıyor. Kısacası, bir çeşit düşün iaşesi dağıtıyorsunuz ve buna muhtaç bir sürü insan var. Özgür müsünüz?

İnşaat vinçleri
Şehrin T Cetvelleri

Baharın, tepemize yağmur olup yağan sümüklü burnu gözüktü. 

Güneş Zürichberg’in arkasından, Üetliberg’i ışıttığında gölün başucunda, şehrin içine doğru martılar kanatlanır. Martılar kanatlarında güneşle binaların arasına dalarken, mısır taneleri gibi şehre patlayan sabahçı insanlar, dünyayı yeniden yüklenmek için istasyonlara doluşurlar.

Bir orta Avrupa kentinin tren garını biliyorsanız, o kentin yabancısı değilsinizdir. Kaybolmazsınız. Şehrin neresinde olursanız olun, yolunuz Roma’ya bağlanmadan önce o kentin tren garına bağlanır. Gerisi size kalmış, ya aforozu göze alır dünya yuvarlaktır dersiniz ya da Aziz Petrus meydanına bir bilet alırsınız; fakat, her iki durumda da konforunuz garantidedir. 

 

“Dut ağacının en uç dalına tırmandığım zamanlar

Tatlısından anlardım en az bal arısı kadar*”

K. Sever

Armudun iyisini ayının yediği söylenir ya insan merkezli bir cümledir. Yaşam bendini tümüyle tarlasına çeviren insan, o bentten ara sıra su içmek isteyen diğer canlılara karşı böyle küstah cümleler kurmuştur. Doğa, doğanın sakinleri ve onların yaşama hakkı düşünüldüğünde, dağ başındaki armudu yine dağın başına yuva oymuş ayıdan başka kim yemelidir? “Bencilliğimizden” bulalım!

Hıdır Polatsoy ağabeyin aziz hatırasına

Okuyanı çok olsun. 

Marquez’in haberi olsa, büyülü gerçekliğine bizi de katardı.

Günlerden Pazartesi olmalıydı, yani “Duşem”.

Çünkü o zamanlar, hayat memat meselesi yoksa, köyden Elbistan’a inmek sadece Pazartesi günleri mümkün oluyordu. Yani biz çocuklar için “Bajar” demek “Duşem” demekti.