Hasan Sever’in “Su Duydum” adlı eseri, gerçekten de derinliği olan, insanı içsel bir yolculuğa çıkaran çok katmanlı bir roman. Ferdi ve Feride’nin 18 yıl sonra Zürih’te kesişen yolları üzerinden; sürgünlük, geçmişle hesaplaşma ve “90 Kuşağı”nın melankolisi üzerine harika bir metin.
Bazen bir ses duyarsınız ama o suya ulaşamazsınız…
Hasan Sever’in “Su Duydum” romanı, tam olarak bu susuzluğun, özlemin ve yarım kalmışlığın hikayesi. 18 yıl sonra Zürih’te buluşan Ferdi ve Feride ile birlikte sadece bir şehri değil, koca bir geçmişi adımlıyoruz.
Politik bir sürgün ile kendi içine sürgün edilmiş bir ruhun, sessiz ama derin çığlığı bu.
Kitap bittiğinde zihninizde şu soru kalıyor: Geçmiş gerçekten geçmişte mi kalır, yoksa her adımımızda bizimle mi yürür?
Özellikle 90’lı yılları ve o dönemin ruhunu hissetmek isteyenler mutlaka okumalı. 🌊📖
Büşra Kömürcü
7 Şubat 2026
Kaynak: https://www.instagram.com/p/DUcnhrSiKCd/
#ALINTI
“Ferdi, dünyayı aklımla yaşıyorum sanıyordum , meğer bütün yük yürekteymiş. Yüreğimi yordum. İki yıldır erteledim ; ama daha fazla diretmenin manası kalmadı. Çoğunlukla bana renk veren , beni ben yapan inadım artık teslim olmam gerektigini söylüyor. Korktuğum ölüm değil gerçekten. Geriye bırakacak bir izim yok. Olsun da istemedim zaten. Fakat sen vardın, sen hep vardın.” (Su Duydum, Syf. 186)
